Pages

Çarşamba, Kasım 30, 2011

The Turin Horse ( 2011 )

" Torino Beygiri "
Yapıtları ve yaklaşımıyla çağdaş bağımsız sinemacıları etkileyen Bela Tarr’ın on yıl aradan sonra çektiği bu ilk film, Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin 1889’da Torino’da kırbaçlanan bir atı boynuna sarılarak kurtarmaya çabalamasıyla başlıyor. Bu mücadelesi Nietzsche’yi öldüğü güne kadar yatağa bağlayacak, dilsiz bırakacak, çaresi bulunmayan bir akıl hastalığına götürecektir. Ancak filmin kahramanı, çiftçi sahibine ayak uydurmaya çalışan yaşlı attır.  Nietzsche'ye olanları sunmuş bize, asıl çiftçi sahibi ve kızının yaşamlarına da bir göz atıyor.
Bela Tarr'ın yoğun bir sinema takipçi kitlesi olduğunu biliyoruz. Tarr, son filmini 10 yıl önce çekmişti. 10 yıl önce çektiği  'Werkmeister Harmoniak' çekimlerinden sonra The Turin Horse yapımını çekip, sinemaya veda edeceğini söyledi. Tarr'ın son filmi gerçekten büyük anlamlarla dolu, seyirci kitlesine borçlu olduğu harika bir  başyapıt! bırakmış. Seni gidi düşünceli yönetmen. Çoğu yönetmene örnek olması dileğiyle.


Filme gelecek olursam, Torino Beygiri'nin sahibi çiftçinin monoton hayatına çok detaycı bir bakış üslubuna yer vermiş. Çiftçi ve kızının rutin hayatın verdiği bunaltıcı, iç bayıcı durumlarını her karede gösteriyor. Gerçi, hayatlarının ne denli zor olduğunu bilmek oldukça güç. Her iki karakterin ağzına fermuar çekmiş Bela Tarr. Tıpkı 'Kim Ki-Duk' sinemasında olduğu gibi. Karakterlere konuşma yasağı getirilmiş. Sanırsam, kendisi de allahın verdiği nefesi boşuna tüketmeyelim' Kim gibi ikinci yönetmen. Belki de asıl çabası, her iki karakterin konuşmaya gereksinim duymadan , hayranlık verici derece nasıl anlaşabildiklerini göstermek derdindeydi. Dert buysa, dermanı bulmuş , bu kesin. Baba-kız ilişkisinin her yana savrulmuş bir soğukluk gerçeği de vardı, bu yığınla kompozisyonun içinde.

Van Gogh 'Patates Yiyenler'

Van Gogh'un en sevdiğim tablolarından Patates Yiyenler ( bir diğeri de 'Ren Nehri Altında Yıldızlı Bir Gece' en sevdiklerimdendir)Yönetmenin film için bize sunduğu tablo gibi geldi. Eski insanların fakir ve patateslerden başka bir şey yemedikleri tezini sunmak, Patates Yiyenler tablosuyla gerçeği kanıtlamak, işte benim sunmak istediğim tablo bu diyor. Tablo da en çok dikkat çeken herkesin yukarısında duran lamba kuşkusuz. Filmde baba-kıza eşlik eden lambanın sönüşü, hayat akışının durduğunu, var olmanın anlamsızlığını çok iyi vurguluyor lamba imgesiyle. Yaşamının amaçsızca olduğu bir dünya onun gösterdiği. Tanrının bile var olduğu bile bilmeyen tuhaf bir yaşam. 
Allah'ın her günü patates yemek, gidip kuyudan su çekmek ve yatmak. Hiç konuşmadan. Baba-kız her ikisi de 'Dut yemiş bülbül' misali. O kadar sessizler ki, kapı aralığından duyulan rüzgar sesi, dışarıda çıkmış fırtınanın her yeri yıkıp geçtiği. Rüzgarların korkunç ıssızlıkta sessizlikten faydalanmış, 'vvuuuuuu' gibi çıkan seslerin ürkütücü şarkı gibi gelmesi. Niceleleri. Felfesi yönlerinin oldukça sık olduğu bir yapım The turin Horse. İmgesel karelerle bezeli. Tarkovsky'nin sinemasını o kadar andırıyor ki, 'Stalker' filmindeymişsiniz gibi algılayabilirsiniz. Baba ve kız'dan sonra başrollerde doğanın odluğunu söylebiliriz. 2,5 saat boyunca durmayan fırtına ve fırtının sunduğu sesler vs.


Üstüne tezler yazılabilecek bir başyapıt! gerçekten izlenmeyi hakediyor. Özellikle felsefe meraklılarının kalbini cezp edeceğinden hiç şüphemiz yok. Yaşamın anlamsızlığı üzerine harika bir lineer zamanlı ilerleyen, düşünmeye yer veren uzun sahne aralıklarıyla inanılmaz. Bela Tarr'ın muhteşem vedası için izlenmeli.


[ A ]




4 yorum:

Serdar Durdu dedi ki...

İyi yazı olmuş. Film de iyi görünüyor :)

sinema dedi ki...

Teşekkürler. Sinemadan anlayan biri olarak beğeneceğini ümit ediyorum! ((:

Serdar Durdu dedi ki...

Rica ederim öyle :) Ben de beğeneceğimi düşünüyorum.

TheSavagery dedi ki...

Bana göre Malick'in enfes filminden sonra bu yılın en iyi ikinci filmi The Turin Horse. Henüz The Artist ve The Descendants'i izleyebilmiş değilim ama onlar daha çok Akedemi için yazılmış mevsimlik filmler gibi geliyor bana, pek ala iyidir belki ama bir başyapıt gözü ile bakılamaz. Yine çenem düştü kusura bakma, iyi kritik olmuş eline sağlık :)