Pages

Cumartesi, Ekim 08, 2011

Melancholia


Bu yılın en merakla beklediğimiz yapımı diyebilirim.Gerekse yönetmen Lars Von Trier gerekse,Cannes'da gösterilmesi büyük bir güzellik ve merak uyandırıcı iki unsur yeterli.Trier'den açalım biraz.Ne diyelim kendisine,sadist mi,kadın düşmanı mı,yoksa olayların adamı mı demek gerekiyor onu da bilmiyorum doğrusu.Trier'ın belki de "karısı tarafından " aldatılması sonucu bu kadar moral bozucu,kadınlara işkence çektirmeyi seven,kadın düşmanı bir yönetmen olup çıktı.Onu bilmiyorum.


Trier'ın son halkası "Melancholia" adı üzerine kadar karamsar ve iç gıdıklayıcı olduğunu söylemek imkansız...Tıpkı 2012'de bizimde başımıza geleceği rivayet edilen şu kıymaet olayı konu ediniyor.Melancholia gezegeninin dünyaya çarpıp,yok edişini konu ediniyor.En son Antichrist" ile kendini dillere düşen Trier'ın son işiydi.Gerçekten kötüydü,üstelik "Finalinde bu kötü işin imgesel yönlerinin" Tarkovsky'e ithaf edilmiştir yazısı inanılmaz sinir bozucu.Bir Tarkovsky fanı olarak gereksiz ve saçma bulmuştum.

Her neyse,Antichrist "Cannes'da gösterildiğinde "basın toplantısında inanılmaz şeyler söylenmişti.



Cannes’daki gösterimi bittiği anda basın mensuplarının yarısı ayağa kalkıp alkışlarken, yarısı çığlık çığlığa, ıslıklarla ve yuhlamalarla protestolara başladı. Zevk ve kızgınlık haykırışları 15 dakika sürdü. Gösterimin ertesi günü yapılan basın toplantısında Lars von Trier “Ben dünyanın en iyi yönetmeniyim” diyerek bu bol alevli tartışmaya bir bidon benzin daha döktü.

Trier muhabbeti bu kadar yeter.Melancholia eleştirmenler tarafından fena bulunmayan,benim tarafımdan da fena bulunmayan bir yapıt.Tıpkı Antichrist ve Breaking The Waves" karışımı bir şey.Başlangış yerini Breaking the Wave,diğer yerlerini ise yeni üçlemesi "kıyamet halkasının 2.filmi olarak öne çıkıyor.Açlışıl 8 Dakikalık" sessiz slow-motion,özel efektlerle bezenmiş sessiz sinema tarzı bir güzellik diyebiliriz.Ayrıca iki farklı bölümden de oluştuğunu söylemek gerek.Birinci:Justine ve ikincisi: Claire,iki kızkardeşin ruhsal bulanıma ve dünyanın yok oluşumuna karşı sergiledikleri ruhsal bunalım süreci.



Trier,deneysel sinemaya AntiChrist ile adım atmış kişilerden.Dogma'nın akımcısı biri olarak gerçekten sinemasını sever,sayarım.Tek hayıflandığım yönü biraz erotik takılır o kadar.Rahatsız edici yapımları seviyorsanız(benim gibi) Trier size göre bir yönetmen.Melancholia'da ise vermek istediklerini başarmış,gerçekleştirmiş kanımca.Eksikler de var,elbette.Fakat Melacnholia bir başyapıt değil,Trier'ın en iyi filmi asla değil.Sadece bir sinema güzelliği deyip izleyin.Sonlara doğru iyice dibine dibine vurmuş Trier,sadece karakterlere değil,seyirciyi de psikolojik vakaya davet etmesi de bir yana.İzlerken ruhsal bunalım yaşamamak çok zor,bu yüzden etkileicilik konusunda hayli güzel.Ayrıca,Dogma'da Trier modern dogma tarzına geçiş yaptığını sanıyorum.Bir çok kare de dogma'nın lezzetini alamadım.Dik ve sade kareler bile göründü.Umarız Dogma yok olmaz.Charlotte Gainsbourg,bu kızın performansı filmi ayakta tutuyor diyebilirim.


 [ B+ ]

0 yorum: