Pages

Pazartesi, Ekim 31, 2011

Kısa kısa yorumlara Tam Gaz devam...Part - 2


Une Separation ( Bir ayrılık ) - 2010

Bu yılın bomba banko “güzel filmler “ listesine gözümü kırpmadan eklediğim mükemmel bir taş yapıt olarak ilan ediyorum. İran sinemasının ne ara bu kadar çok kendini geliştirdiğini, bu kadar güzel yapıtlar çıkardığını anlamak zor olmasa gerek (bazılarına tabii) eğer İran sineması takipçisi değilseniz bile, en azından bu “taş yapıt” adlı lakabı koyduğum film “ tek kelimeyle “ harikulade filmi gözden kaçırmayın. 2010 Berlin Altın Ayı: En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (bütün kadro), En İyi Erkek Oyuncu (bütün kadro). İşlediği konu olsun, senaryo olsun dört dörtlük bir seyirlik. Yönetmende oyuncular kadar hakkını vererek işini yapmış. İşleyiş bakımından asla daraltmayan, meraklandırıcı unsur sayesinde sizi finaline kadar rahatça taşıyor. Finalde de vurucu darbeyi vurmayı ihmal etmiyor. Bu film kaçmaz ! Filmlendik tarafından tescilli. Yıl sonu geldiğinde herkesin “” yılın en iyi 10 “ film top 10’una katacağı bir yapıt.

Bir Zamanlar Anadolu’da -2011
Sıradaki yapıt “ Türkiye’nin “ Hindistan cevizi kabuğu kadar sağlam” NBC” /Nuri Bilge Ceylan) filmi. NBC sinemasını çok severim. Her ne kadar bizim ülkede fazla sevilmese, bazı kesim tatrafından “ beş para etmez” lakabı yapıştırılsa da aksini düşünüyorum. Huzur veriyor, dinlendiriyor. Ayrıca NBC’nin “ fotoğrafçılık mesleğinin filmdeki güzel karelerde yakalamak yaşanması zor bir haz. Film, Bir zamanlar Anadolu’da ciddi anlamda, çok hoş bir yapım. Konunun klişe olmasına bakmayınız, işleyiş yönünden o kadar farklı başlıyor ki, senaryonun klişe azizliğini hemencecik unuturu veriyor sizlere. Gece çekimlerindeki zorluğu bilmemek imkansız. Çok başarılı. Burçak tarlaların rüzgarda bir güzel dans edişleri olsun, her şeyi mükemmel gösteren görüntü yönetmenliği olsun. Kullanılan coğrafyanın mükemmel bir şekilde yansıtılması olsun gerçekten iyi…Bazı ciddiyetsizlikleri algılasam da , o kadar kusur kadı kızında da olur diyerek atlıyorum.Cannes’da büyük jüri ödülü hak ederek aldığını gösterdi. Hatta ,Dardenne kardeşlerin “Bisikletli Çocuk filmiyle “ ödülün paylaştırılması “ Bir Zamanlar Anadolu’da” ya haksızlık olmuş. Vurucu finalle oldukça şaşırtıyor film.

Cowboys & Aliens - 2011
Şuan itibariyle “2011 listesi” hazırlayacak olursam ciddi derece bu kadar rezalet bir film olacağını tahmini aklımın ucundan bile geçmezdi. O kadar tanıtım promosu, fragmanlar. Yok efendim “Steven Spielberg yapımcı ve eski tarzına geri dönüyor “ gibi saçmalıklarla sinemaya çekme çabaları işe yaramış ki, gişeyi bir hayli salladı bu gereksiz film. Kovboylar ve Yaratıklar fikri kağıt üzerinde mükemmel dururken, efendi gelgelim filme hiç mi, hiç yakışmamış. Oldukça abes ve eğreti duruyor. Oyunculuklarsa, projenin iyi olması için hiçbir katkı sağlamıyor. Aksine ben oynayıp gideceğim arkadaş havası sezmemek oldukça zor. 2011 yılındayız fakat, kullanılan efektler tek tek kelimeyle berbat. Tıpkı “Zathura” yapımındaki 4. sınıf efektler silsilesi bir araya getirilip yapılmış. Super 8, Hereafter ve şimdi de bu film. Spielberg’ün eline patlayan yılın 3. faciası.


The Sweet Hereafter -1997
 The Sweet Hereafter, oldukça tuhaf bir hikayesi olmakla beraber, olayı çözdüğünüzde aa, aslında çok da basit bir konusu varmış diyebileceğiniz bir konuya sahip. Başrollerde sevdiğim oyuncu Sarah Polley var. Ayrıca , Ian Holm iyi yetenekler arasında kadroda göze çarpanlar. Filmde de geçen “Fareli Köyün Kavalcısı hikayesini kendisine örnek almış, didaktik film yapma zorunluluğu taşıyan bir yapısıyla çok iyi olmasa da izlettiriyor. Soğukkanlı yapısı, dram filmi olan yapıma, seyircinin kalbine dokunmasını bir nevi, bir yerde mutlaka engelliyor. Akademi ödüllerinde “En iyi Yönetmen ve ve En iyi uyarlama senaryo dallarında adaylıklar almıştır. Tuhaf olan şudur ki, film aday olmadan “ yönetmeni aday olan çok ama çok nadir filmler arasında yer alıyor. Güzel mi, bence evet, fakat çok şey beklememek gerek.

Filmlerin not Karnesi :
Une Separation  [ A- ]
Bir Zamanlar Anadolu’da [ A- ]
Cowboys & Aliens [ D ]
The Sweet Hereafter [ B ]

Cumartesi, Ekim 29, 2011

Kısa Kısa Film Yorumları



Bundan sonra ara sıra böyle yapacağım. Olduğundan çok film izlediğimde dolayı galiba her birine normal yorum yaparsam ömrüm yetmeyecek. Tabii, bu demek değil ki her zaman bu türden olacak. Sadece ara-sıra yorumlar birikince o kadar. Ama bu tarzı sizinde seveceğinizden eminim. "8 film bir arada" tanıtım promosu daha ne olsun !!!

1- Gördüğüm En Güzel Kadın
Bu yıl yani 2011 yılı içinde izlediğim en acıklı dramlardan. La prima Cosalla Bella / Gördüğüm en güzel kadın anlamına geliyor. İtalyan dramları feci derece de sever, sayarım.Bir aile hesaplaşması var karşımızda.
Çocuklar için etmediği fedakarlık kalmayan bir annenin öyküsü. Finale kadar sarmayan oldukça tuhaf bir film görüntüsü verilirken, son 15 dakika resmen gözyaşılarınızın denizinden boğuluyorsunuz. Yarattığı etki inanılmaz büyük. Her anennin de ne kadar değerli olduğunu çocuklarını ne denli sevebileceğinin kanıtı.  Kendimden biliyorum. Finalde hıçkıra hıçkıra ağladığımı, hayatınızda görmediğiniz bazı yanlışları bu yapımla çok rahatlıkla görebilirsiniz.

2-Hayali Aşklar.
Daha önce "I Killed My Mother / Annemi öldürdüm" adlı eşcinsel temalı filmiyle kendini tanıtan "Xavier Dolan" tekrar koltuk başına geçmiş. Cannes film festivalinde belirli bir bakış açısı bölümünde gösterilen film, eleştirmenlerden tam not almaya başarmıştı. Sanatsal filmlerin dinginliğinde kendine yer edinmiş,izlerken kendinizi huzurlu hissedeceğiniz bir " ilişki üçlemi" kimse ötekinin kendisine olan hayranlığının farkında değildir bu üçlem de. Günümüz modern ilişki olma yolunda çabalar harcayan yapımlardan. "Dalida!nın " Bang bang parçası harika. Filmse huzur isteyenlere"

3-La Ardilla Roja.
İspanyol sinemasının sevdiğim bağımsız yapımlarından biri oldu . Hafızasını kaybeden bir kadının onu bulan adamla yaşadıklarını anlatan entrika dolu güzel bir çalışma La ardilla Roja" Film bana "2011 yılı içerisinde izlediğim " Başka bir Aşk Hikayesi" adlı çalışmanın inanılmaz benzeri. Tabii , 2011 yapımının ondan alıntı yapması doğal. Sürrealist, yapımın bazı sürrealizm akımın destekleyecek derece uçukluklar var. Salvador Dali yaşasaydı da görseydi diyorum. O şansız diyelim ama siz okuyanlar görmek için hala şansınız var diyorum.

4-Tierra
Tekrar bir ispanyol yapımı " türkçe adıyla" Toprak " manasına gelen çalışma. İspanyol dramlarının sürekli dediğim gibi gizemli, aynı zamanda da trajik-komik olmayı başarıyorlar. Tierra gibi tuhaf ve beğenile filmler görmek gerçekten çok az. Türünün en nadir ,güzel fantastik çalışma örneklerinden biri olabilir. İzlerken dikkatli izlemekte fayda var. Biraz karışık- kuruşuk gelebilir. Fantastik dozu iyi, dramsa olabildiğince güzel harmanlanıp, ortaya izlenmeye değecek bir ispanyol sineması örneği çıkmış.

5-Man On The Train
Evet, gelelim önemli bir yapıta. Tekrar tekrar dediğim gibi "Eight Day /8.gün " yapımın küçük ama değerli kardeşi diyebileceğim, o denli sevdiğim bir "yalnızlık paylaşınca azalır" repliğini uydurmama sebebiyete veren zat-ı muhterem güzel filmdir. İki adamın aynı evde, bir ev sahibi,biri yabancı gerisini anlayın. Yalnızlık açısından inanılmaz iç burkucu bulduğum, hiç bir insanoğlu yalnız ölmemeli, dediğim film. Finalle oldukça burkuldum, sevindim diğer yandan.
6-Heavy
Başrollerde "Li Tyler" ve yönetmen "James Mangold" olunca atladım. Sanırım dolu havuz zannedip boş yere içine atladım. Sonuç fena oldu. Kötü yaralandım. Cannes Film festivalinde belirli bir bakış açısı bölümünde gösterilen beğenilen bir yapım olmuş. Fakat bu sefer eleştirmenlerle aynı fikirde olduğumu söylemek zor. İçine girilmesi oldukça zor, Tyler'ın donuk ifadesi zaten yeterince donuk olan filmin "soğukluğunu artırmadaki payı "&90 diyebilirim" Ha, güzel yanları var mıdır ? Elbette vardır. Mükemmel sinematografi ve soundtracklere sahip bağımsız sinema filmi.

7-Adam's Apples

Gelgelim Alman sinemasının semalarından bulup izlediğim son derece değişik proje. Hem sizi sevindiriyor hemde, ağlattıyor bu yapım. Anlattığı konu manidar olsa da kendi çapında beğenilen bir yapım."İMDB 7.8 alması da boş olmadığının kanıtıdır sanırım. Yorumlaması zor.Kısacası izleyin ve görün diyorum.

8-Last Life In The Universe
Oldukça tuhaf bir çekikli gözlüler sinemasından inci damlamış gözüme diyeceğiniz türden.Klişe konusuna rağmen, işleniş şekilde oldukça marjinal bulduğum, dudak uçuklatıcı derece şaşırtıcı ve sakin yapısıyla seyirciye tuhaf ama zevkli bir şey izlemeye davet ediyor. Ölmeyi başaramayan bir adamın ve yalnız kalmaktan korkan bir kadının hikayesi.Bu filmde siyah  ya da beyaz tonları yok. Kesinlikle ikisinin karışımı "Gri" renkli dünyanın içinde yaşıyorsunuz. Kabul edin ya da vazgeçin. Harikulade sanatsal yapım çalışması.

Cuma, Ekim 28, 2011

İspanyol Pansiyonu

İspanyol Pansiyonu, Bir Fransız-İspanya ortak yapımı. İşlediği konu manidar. Malum günümüzde yaşanan göç olayları, öğrencilerin okumak için çektikleri sıkıntılar. Bulundukları bölgeden başka yerlere gitmeler, para, ev, arkadaşlık vs. gibi konular artık daha da sıklaştı. Yönetmen bunu alıp film materyali haline dönüştürmüş. Ciddi anlamda güzel bir yapım.

Farklı dillere, dinlere ve ırklara sahip insanların evine konuk oluyoruz "İspanyol Pansiyonu" adlı filmle. İnsanların sadece aynı dilde olmasa veya aynı yerde doğup büyümesi demek sadece onların iyi anlaşması demek değildir. Bu film dediğim şeyi açık açık eleştirerek, acı tatlı, kimi zamanda sert bir şekilde anlatmış. Anlatmak istediğini anlatmış. Emeline ulaşıyor film.

Kimilerinin izlerken de eminim Üniversite yıllarını hatırlayacağını umduğum.Sırf bu yüzden bile gözyaşı dökeceğini düşündüğüm "ve şunu da diyeceksiniz "Mazi Kalbimde Yaradır" şarkısıyla beraber iyi bir efkarlanma sebebi olabilir. Arkadaşlık dostluk ve yalanlar, aldatmacalar gibisinden.

 
İspanyol yapımlarında ne yaşanırsa yaşansın dikkat ettiğim kesinlikle hiç bir şey gerektiğinden fazla ciddi olmuyor. İhanetler falan da entrika içine karışık içine komedi üslubu katabiliyor. Mizahen üzüntü verse de,bir yanınız sürekli sevinçli.

[ B ]

Perşembe, Ekim 27, 2011

Oscar!a Doğru sürüklenirken - Part 2 - Devam

We Bought A Zoo
Benjamin Mee'nin gerçek biyografisinden uyarlanan bir biyografi ve Cameron Crowe filmi. Crowe kaç yıldır doğru dürüst film yapmıyor. En son Elizabethtown " yapmı ile hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Ve bizi öylece terk etmişti. Evet bu yıl ki filmi "Bir hayvanat Bahçesi Satın Aldık" türkçe adıyla. Fragman yayımlanır yayımlanmaz merakla izledim. Ciddi anlamada çok fazla beğendiğimi itiraf etmeliyim. The Descendants " uyduruğuna benzer yönleri olsa da harika duruyor şimdilik. Matt Damon'ın için Oscar yarışında adı epey geçti, fakat son zamanlarda vizyona giren filmlerle beraber aralarında kayboldu. Christmast ( yılbaşı) döneminde vizyona gireceğinden hem film,hem yönetmen, hem aktör hemde uyarlama senaryo dallarında adaylıklar bekliyoruz.Matt ve film parlayacaktır Yılbaşında ve oscar a epey avantajlı bir zamanda giriyor.

The Help
Bu filmi ilk gördüğüm andan beri, resimleri ve fragmanı bana " muhtemelen ikinci bir "Tomates Fried Green " Kızarmış Yeşil Domatesler" tadında bir film yıllar sonrada olsa geliyorum diyor bana. We Bought A Zoo ile beraber yılın en merak ettiğim filmlerinden. Başrollerde Viola Davis ve Octavia Spencer için oscar adaylığı söz konusu. Boxoffice oldukça yüksek bir rakamla ayrılan ve eleştirmenlerden tam not çalan film oldukça iddialı. Umarım kızarmış yeşil Domatesler tadında olur da, bende şöyle koltuğuma yayılıp dostlukları güzelce izlerim diyorum.Şunu da unutmamak gerek. Hem ve yönetmende adaylıklar için oldukça iddialı.

The Artist
Jean Dujardin, Cannes'da en iyi erkek oyuncu ödülünü kucaklamıştı. Sanırız bunu en iyi erkek oscar yarışında da sürdürecektir gibi. Hatt şimdiden " en iyi film oscarını" The Artist alacağına dair oldukça iddialı ve gelişigüzel söylemeler de bulunmuyor değil. Bakalım diyorum. En iyi film yönetmen,sanat yönetimi , kadın ver erkek oyuncusu, görüntü yönetmenliği vs. kategorilerde en iddialı gördüğümüz filmlerden şuanda.

J. Edgar
Clint Eastwood tekrar iş başında. Bu sefer ünlü J.Edgar Hoover'ın biyografisi ile karşımızda.Başrol içinse ,benim sevmediğim ve sevemediğim yeteneksiz antipatik aktör " Leonardo Dicaprio yer alıyor. Ayrıca "Judi Dench,Naomi Watts" da kendisine eşlik edecekler arasında şuanlık için. Film fragmandan sonra oldukça kötü eleştiriler aldı. Dicaprio yine tek-düze bir oyunculuk yok. Sanırım yapılan makyajdan dolayı aday olacak. Umarım ki olmaz ama :) Yönetmen, film,erkek oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu dallarında kendini gösterebilir. Akademi'nin eşcinsel filmleri ne kadar çok sevdiğini biliyoruz. Bu sefer bakalım tekrar göğüsleyecek mi, yoksa buna bir son mu verecek ?.

Tinker Tailor Soldier Spy
F
ilmin çok başarılı olacağına inanmasamda gerçekten tuhaf bir yapıma benziyor. Hatta filmin çekimlerinin bazıları İStanbul da gerçekleştirilmiş. Ama bundan haberimiz bile yoktu doğrusu. Olan varsa söylesin. Her neyse Gary Oldman oldukça iddialı bir rolde geliyor. Fragmana bakarak söylüyorum gerçekten adaylık kesin gibi. Tan bilemiyorum artık, fakat iyi olduğu kesin. Filmde iyi olur gibi. anacak ne iyi film kategorisinden olacağını pek zannetmiyorum açıkçası. Olursa da iyi olur. Yönetmenliğini çok ama çok sevdiğim "Thomas Alfredson " 2008 yapımı "Let the right one in" ile harikalar yaratmıştı. Umuyoruz ki bu filmle başarına başarı katar.

Young Adult
Jason Reitman, son yılların atak yapan az yönetmenlerinden diyebiliriz. Bu seferki hamlesi "Young Aldut" Başrollerini Charlize Theron " oynadığı film. Geçen yıl ki Up in the air vakası fena değildi doğrusu. Fakat oyunculuklarla alınan adaylıklarsa hak edilmemiş türdendi doğrusu. Anna Kendrick dışında Clooney ve Farmiga gerçekten vasattı. Daha önce çalıştığı " Juno senaristi  "Diaoblo Cody" young aldut için tekrar kolları sıvamış. Ne kadar iyi bir yapım çıkar şüpheli olsa da Reitman sevdiğim yönetmenlerden. Charlize Theron için adaylık söz konusu idi, fakat fragmandan sonra hepsinin sadece laftan ibaret olmadığına anladık .Film tek diyebileceğim en iyi özgün senaryo dalında dikkat çekebilir. Gerisi fos bence.

Çarşamba, Ekim 26, 2011

Oscar Fırtınasına Doğru sürüklenirken

Oscar yarışına sayılı günler kala (sayılı gün dediğim daha 90 güne yakın bir süre) her yerden tahmin gelmeye başladı bile.Ben ki her yıl oscar'ı takip eden birisi olarak, bu yılda büyük  merakla beklediğimi belirtmeliyim.  Doğurusunu isterseniz, geçen yıl ki Oscar töreni faciasından bahsetmemek elde değil. Hayatım boyunca         izlediğim en kötü, sönük ve ifade etmek için kötü kelime bulamadığım törenlerden biri. Anne Hathaway ve      James Franco gibi iki sümsük sunarsa ancak bu kadar olur. Fazlasını beklemek aptallık olurdu. Neyse           bekledik biz aptal da olduk. Geçelim bunları. Bu yıl Oscarda neler olabilir, kimler aday olur" gibi durumlar      önemli.Ve başlayalım.

Moneyball
Bennet miller daha önce " Capote" adlı biyografiyle Akademi radarına girmeyi başarmıştı. Filmi izleyen biri olarak gerçekten beğendiğimi söylebilirim. Moneyball, spor ile ilgili bir dev prodiksiyona sahip, elinde de Brad Pitt ( sevmediğim bir aktör,yeteneksizde bulurum) kozu var. Ayrıca, geöen yıl The Social Network " ile  Oscar alan oscarlı yazar Aaron Sorkin gibi bir kozu daha var. Yani, akademi spor filmlerine pek meyilli. Moneybal'a neden bir şans vermesin diyorum açıkçası. eleştirmenlerde gayet yüksek bir puan aldı.  Beğenildi.      Hem film  ,hem de Brad Pitt oscar adayı olabilir. Şunu da söylemek gerek. Fragmandan izlediğim kadarıyla Brad Pitt performansı yok, nasıl aday olacaksa. Akaddemi düşünsün.

ALBERT NOBBS
Albert Nobbs, Glen Close'ın kaç yıldır gerçekeştirmek isteyipte ,maddi imkansızlıklar yüzünden sürekli askıdadurmuş bir yapım. Yıl 2011 kadın ancak yerine getirebilmiş.Kim bilir, belki de Close'ın projeyi gerçekleştirmek istemesinin neden ,bu yapımla Oscar alacağını kendisi de biliyor olmasıdır.Fragmanı çıktığından beri, kötü eleştiriler alan Albert Nobbs, Oscar için şansı düşük olduğunu, ancak Geln Close'ın Oscar a yakın durduğunu biliyoruz. 5 kez aday olup = 0 çeken çok az kaliteli aktristlerden. Belki de akademi kendisinden özür dilemek isteyebilir açıkçası. Neden olmasın. Bu yıl Glen Close yılı olabilir.

BEGINNERS
Babasının bir eşcinsel olduğunu öğrenen oğluyla arasında geçen süreci anlatan bir yapım.Akademi’nin “ Eşcinsel” içerikli filmleri ne kadar sevdiğini biliyoruz. Örnek olarak gösterirsek “Gus Van Sant “Milk” yapımı “, ve “Transamerica “ yapıyla çok ün kazandı. Christopher Plummer’ın çok iyi bir performans sergilediği her defasında eleştirmenler tarafından söylendi. En iyi filmler arasına girme şansı oldukça düşük buluyorum açıkçası. Erken gösterim filmin unutulmasına neden oldu. Tek payımız Plummer’ın Oscar alacağı bu yıl. Akademinin gözüne gireceği kesin. Bazı eleştirmenlerde Plummer’ın performansının abartılacak seviyede olmadığını vurguladı.


A DANGEROUS METHOD
Venedik film festivalinde açılış yapan ve çok fazla beğenilmeyen David Cronenberg’in son yapımı. En iyi filmle adaylar arasına giremeyeceğini bilsek de. Oyunculuklardan da bahsedildi.Fakat, Filmekimindeki gösteriminden sonra yerden yere vuruldu. Keira Knightley’ın performansının aday olacabileceği söylense de, gelen eleştiriler bunu da yok etti. Fazla abartılı bir performans sergilediği, Keira’nın deliyi oynaması yerine gerçekten delirdiği ve saçmaladığı söylendi. Müzikler ve kostümler için Oscar’da iddialı duruyor.

THE TREE OF THE LİFE

Terence Malick’in uzun süreden sonra çektiği ilk filmi. Filmi izleyenlerden biri olarak , beğenmedim. Belgesel tarzı ve sanatsal filmlere hayran biri olarak çok fazla aşırıya kaçmış. Film yerine resmen belgesel çekilmiş. Akademinin filmi kucaklayacağını sanmıyorum. Oyunculuklarda film kadar kötü açıkçası. Malick’de yönetmenlikte oscarı unutsun, en azından bu filmle. Tek diyeceğim. Müzikler, Kostümler , ve görüntü yönetmenliği ha bir de sanat yönetiminde başarılı olacaktır. Adaylıklarda görürüz.

THE DESCENDANTS
Bu yılın balon filmine gelelim. Fragmanı çıktığı andan beri tiksindiğim,bir halt çıkacağını zannetmediğim film örneğidir. Oysa eleştirmenler daha izlemeden bile hem Clooney, hem de filmi ilk beş favorisine sokmuş bulunmaktalar. Fragmana baktığımda “ Patronun Kızı” tarzında absürd bir baba- çocuklar ilişkisini anlatan abartılı film örneği dışında hiçbir özelliği yok gibi.Fakat Oscar zamanı gelindeği görülecektir. Ne oyunculuk, ne de film açısından bir yarar var. Sideways ile Akademi radarından adaylık alan, Alexander Payne ,adaylık alacağı da başka bir konu. Bekleyip görelim diyorum. Ha, bu yıl fragmanı gösterilen “ We Bought A Zoo” fragmanına çok benzese de, We Bouhgt A Zoo” çok daha iyi oyunculuk, yönetmenlik ve film olarak önde bitirecektir.”              

      
THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO
David Fincher’ın son Oscar için denemesi. En iyi film arasına girme ihtimalini yüksek buluyorum ama, girmese de pek şaşırmayacağım türden. İsveç yapımını izledim. Fakat bana inanılmaz soğık,itici ve erotizm iretti gibi gelmişti. Noomi Repace’ın oynadığı karakteri bu sefer Rooney Mara canlandıracak. En iyi film, yönetmen,kadın oyuncu ve uyarlam senaryo dallarında iddialı gibi. Hep beraber bekleyelim ve Fincher yine neler yumurtlamış görelim diyorum.Dikkat çekerim. Yılın bombası da olabilir, rezili de olabilir. Sadece dikkat.



THE IRON LADY
Demir Prensen lakaplı, Margaret Thatcher ‘ın hayatını Meryl Streep canlandıracak. Muhtemeln bu yılda Oscar adayı olup “17 kez” aday olmakla ulaşılamaz bir rekora imza atacak. Aslında şöyle baktığımızda Streep hep zaten Oscar radarına girecek projelerde de yer almış zaten. Bu işler sadece iyi oyunculukla olmuyor. Oynadığınız filmin iyi tanıtım kampanyası yapmakla, da biraz ilgisi var. Her neyse. The Iron Lady, yapım olarak pek iddialı görmesekte,sebebi teknik ekip’in yeni olması ve ne kadar başarılı olurlar bilinmez. Meryl Adaylığı cepte diyorum,başka bir şey de demiyorum The Iron Lady hakkında.                                                                                                             

WAR HORSE
Bir Steven Spielberg yapımı daha. Spielberg sanırım bu yapımla tekrar rüştünü Akademiye göstermekle dirayetli gibi. War Horse bir savaş filmi ve The Saving Prate Ryan ile ne kadar Başarlı odluğunu, arından “War of the Worlds ile ne kadar kötü bir iş çıkardığını biliyoruz. Fakat dönüşü ihtişamlı olacak. Filmin en iyi film, yönetmen, sanat yönetimi, kostüm ve görüntü yönetmenliği konusunda iddialı olduğunu söylemeye gerek yok bence.

Salı, Ekim 25, 2011

Noviembre / Kasım

Noviembre  / Kasım ,bu yapımla İspanyol sinemasının neden bu kadar sevdiğim,saydığımı,daha doğrusu önem verdiğimi anlamış oldum. Tıpkı şiirsel gibi bir anlatıma sahip. Gözlerinizi kapatın.Filmin verdiği muhteşem duyguya,hisse,ahenge önem vererek izleyin. Verdiği tat inanılmaz, tartışılmayacak seviyede güzel, hoş. İspanyolların dramları her zaman etkilemiştir. Tabii, Pedro Almodovar 'ın sineması sayesinde İspanyollara ısındığımı da söylemem gerek. İşte Noviembre vs. izlediğim İsanyol sinemasına ait filmler, sinemanın İspanya adına ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı adeta benim için.

Noviembre, Tiyatro okulunu okuyup, okuldan ayrılan bir gencin ve grubunun başından geçenleri anlatıyor. Fakat bu yolda gözlediğim kadarıyla , yapımda "Duygu sömürüsünün" esamesi bile okunduğunu söylemek yalan ve ayıba kaçar. Herşey olduğu gibi. İnsanların para karşılığı olmadan da bir şeyleri yapabileceğini, insanları sevindirmenin, iyilik yapmanın paraya bağlı olmadığını gösteriyor.

Diyeceğimiz o ki, tam bir "kapitalizm" düşmanı bir yapım, deva yapım var. Kapitalist düşmanınlığını çıkış noktası para olduğunu vurguluyor,biliyoruz da. İşte "Kapitalizm düşüncesinin köküne kibrit suyu döküyor film. Ve finalde hiç acımadan da kibriti gözü kırpmadan çakıyor benzinliğin üstüne yönetmen ve film.Hikayenin inandırıcılığı açısında da olsa gerek.Bu olayın gerçek kahraman(ları) , belgesel şeklinde arka planda belli bir süre belli bir aralıkla olayı anlatıyorlar.Gerçeklik açısından büyük bir katkı sağlıyor. Hem de duyguyu seyirciye iyi aktarmak için güzel bir yola başvurulmuş.

Noviembre,izleyipte beğenmemek çok zor.Tıpkı, Atları da Vururlar / They Shoot Horses, Don' They? ,tarzında kapitalist düşüncenin kökünü kurutuyor.Çok benzettim her iki yapımı. Özellikle finaller o kadar benzer ki, They Shoot Horses Don't They ? başyapıtı tarzında bir yapım izlediğim için mutluyum.

SANAT, İÇİNDE GELECEGİ BARINDIRAN BİR SİLAHTIR.!!!

[ A- ]

Super 8

Super 8 kısa bir fragmanından dolayı bir hayli merak etkisi uyandırmıştı. Bizde bekliyorduk acaba Abrams ve Spielberg ne yumurtlayacak. Oscar tahminleri için epeyce adı geçildi, taki film vizyona girip rezilliği ön plana çıkana kadar. Gelgelim filme geçiş yapalım.

J.J Abrams'ın yönetmenliği olmamış. Star Trek'e güzel bir iş çıkaran,ardından Lost'la hayli hayli, tanımayanı kalmayan biri olarak ünlendi. Yönetmenlik bazı yerlere ulaşmış gibi gelmedi bana. Üstünkörü geçilmiş. Sanki efektler var yahu, ne gerek var benim yönetmenliğime acaba" der gibi sürdürmüş sonuna kadar. Sallapati bir iş çıkarmış ortaya. Konsantrasyon eksikliği çok fazla hissediliyor. Oyuncularda ve tüm set ekibinde.

Spielberg sana gelelim. Evet 80'li yılların kült yönetmeni (hala öyle, fakat biraz bozdu.) Söylediğim gibi 80'li yılların korku*bilim-kurgu" gibi türlerini birleştirerek,yanına da çocuk temalı filmlerde yaparak gönlümüzde taht kurmuştur. Zaman Spielberg'i de değiştirmiş.Olmamış açıkçası. Zorlamamak gerek.

Oyunculuklar konusunda elle Fanning " Dakota Fanning'in kız kardeşi olma yolunda ilerleyip ünleniyor. Şunu söylemek lazım. Elle mi, yoksa Dakota mı ? daha fazla gıcık. İkisi de inanılmaz soğuk hava veren tiplerden. Bizim deyişimizle Mendebur surat" Filmin adı nereden gelmiş bilmeyenlere, sağ olsun yönetmen onu da açıklama gereği duymamış. Filmde tren kazasında kayıt yapan kameranın markası "Super 8" .

 [ C+ ]

Pazartesi, Ekim 24, 2011

Since Otar Left

Uzun süredir "Tomates Fried Green türkçe adıyla "Kızarmış Yeşil Domatesler" tadında bir film arıyordum.Gökte ararken yerde buldum olayı bu film ve benim için biçilmiş kaftan olma özelliğini birebir anlatıyor.Kızarmış Yeşil Domates'in mükemmeliyetliğini unutmak mümkün değil.

Since Otar Left,konusu : Kızı ve torunuyla beraber yaşayan bir nine'nin Fransa'da yaşayan oğlu'nun kaybetmesinden sonra kızı ve torununun oğlunun öldüğünü ondan saklaması ile başlıyor hikaye.Filmin genelini ele alırsak eğer,daha önce arşivimde seyrettiğim bir kaç filmin karışımı tarzında bir püre gibi düşünün.Dram konusu o kadar kuvvetli değil,fakat Since Otar left, "deyim yerindeyse "Yere Bakan Yürek Yakan" filmlerimizden.Bizleri gizlice,hissettirmeden ve yavaş yavaş etkisi altına alıyor.

Finalde de bombasını patlatıyor.Gerek yaşanan dostluklar,gerekse yaşattığı acı-tatlı,anne-kız ilişkisi üzerine asla unutamayacağınız "izlemesi şahane" bir Fransız dram denemesi.Doğrusunu isterseniz pek başarılı buldum.Konu olarak "Benim İçin Üzülme / Je Vais Bien, Ne T'en Fais Pas türünde harika bir dram daha olduğunu belirtmekte yarar var.Yönetmenimizde Bir Pedro Almodovar veya Lars Von Trier " tipinde özelliklere sahip biri olabilir.Kadın filmlerinin önemli temsilcileri arasında bende kendi yerini ayırttı. 

[ B- ]

Cumartesi, Ekim 22, 2011

84. Akademi Ödülleri / Oscar 2012 Tahminleri


--- OSCAR (2012)


Oscar'a doğru geri adım sayarken,muhtemeln oscarlarda mutlaka isimlerini duyacağımız filmler şunlar olacaktır.Elbette,sadece en iyi film dalında olanları demiyoruz.Kimileri ouncularla duyulacak,kimileriyse efektler,köstümler veya ses miksajı gibi tüm kategorileri ele alarak ekliyoruz.Bakalım neler varmış!!!

OSCAR'A ADAY OLABİLECEK FİLMLER LİSTESİ.
____________________________________

♦ALBERT NOBBS
♦BEGINNERS
♦CONTAGION
♦CORIOLANUS
♦A DANGEROUS METHOD
♦THE DESCENDANTS
♦THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO
♦HUGO CABRET
♦THE ICEMAN
♦THE IDES OF MARCH
♦THE IRON LADY
♦MONEYBALL
♦MY WEEK WITH MARLYN
♦THE RUM DIARY
♦TINKER,TAILOR,SOLDIER,SPY
♦THE TREE OF THE LİFE
♦WAR HORSE
♦WE BOUGHT A ZOO
♦YOUNG ADULT
♦MELANCHOLİA
♦MİDNİGHT İN PARİS
♦SHAME
♦THE SKIN THAT INHABIT
♦WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN
♦THE HELP
♦JANE EYRE
♦MARTHA MARCH MAY MERLENE

Pazar, Ekim 16, 2011

Faces in the crowd: Katilin Yüzü

Eleştirmenlerin bu filmin bizde nasıl sinemaya girdiğine bile şaşırmış durumdalar.Doğrusu vizyona girene kadar varlığından bile şüpheliydim.Her neyse konumuz film.Evet,değişik bir gerilim denemesi diyebiliriz.Herşey çok iyi başlıyor açıkçası,yoksa bu sefer korku türü turnayı gözünden mi vurdu demeden edemedim.Dedim ta ki,birkaç saçmalık yakalayana kadar.Daha doğrusu filmin fire verme noktasına gelinceye dek.Kaza yapmış bir kadının yüz körlüğü hastalığına yakalanıp katilin yüzünü hatırlayamaması.

Yüz körlüğü hastalığı da çok feci.Karşınızdaki insanların sürekli değiştiğini düşünün.En yakınınızın sürekli farklı bir yüz ifadesiyle karşılaşıyorsunuz.Evet,söyledikleriniz,i duyar gibiyim.Aman tanrım bu bir kabus olmalı” dediğinizi duyuyorum”.Sahiden kabus olur.Finaline kadar gizemini gerçekten koruyor.

Milla Jojovich’in performansı bana yapmacık ve oldukça dandik geldi.Saçma sapan mimik numaraları,kendini gösterme çabaları nafile kızım,olmamış.Olacak gibi de durmuyor.
Finalde öyle bir saçmalıkla karşılaşıyorsunuz ki,hadi yüz felcisin,diyelim yüzler değişiyo
r.Peki karşındaki iki adamın sesini de mi ayırt edemiyorsun.Eğer bu saçmalık ve fiyasko aptal yönetmenin gözünden kaçmamış olsaydı,gerçekten iyi bir yapım çıkabilirdi.

[ C- ]

the match factory girl: Tehlikeli,hırslı

Kibritçi kız hikayesini hepimiz biliriz,okumuşuzdur ilkokulda hikayesini ya da duymuşsunuzdur bir yerlerden ama bu film tam tersi,hikayeden fırlama bir durum falan değil.Hikayenin,modern bir şekilde filme uyarlandığı durum üstüne çalışılmış.Kibritçi kız dediysek kibrit satmıyor ama kibrit fabrikasında çalışıyor…

Her neyse sinemasına hayran olduğum Aki Kaurasmaki filmi.Yönetmenin daha önce “Geçmişi olmayan Adam ve “Sürüklenen Bulutlar” adlı filmlerine hayran kalmıştım.Tıpkı kibritçi kız onlar kadar olmasa da gerçekten önemli bir sinema örneği ve Aki’nin filmografisinde önemli bir yeri var diye düşünüyorum.Gerçektende öyle.Aki’nin çizdiği karakter sürekli donuk ve pek konuşmayan türden olur tıpkı burada kibritçi kız ın üstlendiği rol gibi sürekli donuk ve kendinden emin olmayan,özgüveni eksik bir kız portresi çiziyor.Hayattan bezmiş kız imajı sürekli görüyoruz.

Aki,haikatten cesaretli bir işe kalkışmış.Böylesine bilindik bir hikayeyi kalkıpta filme uyarlamak zordur,beklenti ister.Beklentilerin tümünü verdi,veriyor süre boyunca.

Özellikle değinmek istediğim ise,finali.Final tek kelimeyle kalbinize bir kazık çakmaktan korkmuyor,çakıyor…Sanırım en iyi intikam örneği kibritçi kız filminden görülmüştür,yaşanan trajik finali daha önce “The Fall / Falcı” Stephen King örneği filminin finalini çok andırıyor..

[ B+ ]

BIGGER THAN LIFE



Filmin adı da kendini ele veriyor zaten.Klasik dönemde insanların gözünden kaçma ihtimali yüksek bir olasılığı olduğundan yorum yapıp,bir kesimin filminden haberdar olup izlemesi iyi olur,güzel olu düşüncesiyle yoruma başlıyorum.Klasik dönemde o kadar çok film çekildi ki,artık hangisini izledik,hangisini izlemedik.İki ara bir dere bizim olayımız kısacası
.
Bigger Than life,karısı ve çocuğuyla mutlu bir yuva kurup yaşayan bir adamın hikayesi.(zaten adam hep mutludur,karısı ve çocuğunu sever,onlarda onu sever,kötülük bulutları yağmurunu mutluluğun üstüne bırakır gider) Aynen öyle.Eski Türk filmleri (Yeşilçam) kötülükler olmasa bile,hastalıklar peşinizi bırakmaz.O dönemde bu bir klişe olmaktan çok,seyircilere film izlettirme gibi bir durum oluşturma süreci ve gerçeğiydi.Nasıl seyirci çekebiliriz cevabıydı daha çok.

Burada kötü bir hastalığı olduğunu öğrenin bir adamın,ilaçları kullandıktan sonra yan etki gösteren psikolojik dengesizlik durumunu ortaya çıkaran bir konu var karşımızda.

Doğrusu Yeşilçam’da hiç ilaç bahsi geçmemiştir.Geçse,o da Nuri Alço’nun ilaçlı gazozundan başka geçmemiştir.Sürekli adamın saçma sapan şeyler yaptığını,ilaçlar yüzünden ruh sağlığının bozulduğunu kanıtını izliyoruz.
Finalde ise “Hz.İbrahim’in oğlunun başını kesme kısmı ise,tıpkı İslamiyet’in saçma ve sıkıcı bir durum olduğunu gösterme çabası filmi gözümden düşürdü..Taşlama söz konusuydu.Yoksa finale kadar her şey iyi hoş,sular seller gibi gidiyordu..

[ B ]

Perşembe, Ekim 13, 2011

2012 'de Titanik Tekrar Batacak...!!!


Titanik gemisinin batışının "100."yılı" 2012 yılına denk geliyor ve bu yüzden "James Cameron" filmi üç boyutlu hale getirip tekrar vizyona koyma peşinde...Evet güzel bir düşünce gerçekten,fakat sanırsam,en azından bana öyle geliyor.Camreon anı veya hatıra peşinde değil.Hasılattan gelecek paranın cebeni ne kadar ısıtacağının peşinde sanırsam.Daha önceki Titanik hasılatı yetmemiş.

Eğer olursa,ki olacak kesinlikle "Büyük hasılatı tekrar kırar mı derseniz bence evet,kırar.İnsanlar çok saf giderler ne de olsa.Hatta,2012 yılında Titanik tekrar oscar adayı olsa, tekrar tüm ödülleri toplasa dermişim :D Hatta ve hattaki yeteneksiz aktör Leonardo Dicaprio bile oscar adayı olup alsa,intihar ederim...Bekleyelim görelim diyorum.

Matt Damon + Michael Douglas + Steven Soderbergh = Liberace

Matt Damon Eşcinsel Rolünde Yeteneklerini Sergileyecek


Hollywood kısır döngüde bir süredir. Yeniden çevrimlerle ilgili olan yazımda belirttiğim gibi artık Hollywood altın döneminden çok çok uzakta. Devam filmleri ve yeniden çevrimlerle ayakta durmaya çalışıyor. Hollywood bir süredir eşcinsel, lezbiyen gibi “farklı” karakterlere kafayı takmış durumda. Gelecek ay vizyona girecek olan J. Edgar filminde FBI başkanı Hoover’ın eşcinselliği de filmin merkezine taşınmıştı. Leonardo DiCaprio’dan sonra Matt Damon da gerçekte yaşamış eşcinsel birisini kotaracak.

Steven Soderbergh bir süre önce sinemayı bırakacağını açıklamıştı. Aslında açıklamamıştı. Damon’a bu kararından bahsettikten sonra Damon da basın karşısında ağzından kaçırmış ve böylelikle haber yayılmıştı. Soderbergh son filmlerini çekmeye başladı. Bu ay Contagion filmi, ocak ayında da Haywire filmi vizyona girecek. Şu sıralar Magic Mike adını verdiği yeni filminin çekimlerine devam ediyor. Bu filmden sonra ya The Man from U.N.C.L.E. ya da Behind the Candelabra’nın (eski ismiyle Liberace) çekimlerine başlayacak. Ama şimdiden bu iki filmin hazırlıklarına başladı. The Man from U.N.C.L.E.’ın senaryosunu yazması için yönetmenin The Informant! ve Contagion filmlerinin senaryolarını da yazan Scott Z. Burns’le anlaşıldı. Behind the Candelabra’da Matt Damon ve Michael Douglas başrolleri üstlenecekler ve çekimler 2012 yazında başlayacak. Bu filmde Douglas ünlü piyanist Liberace’i kotaracak. Liberace’in kendisinden otuz yaş küçük sevgilisi Scott Thorson rolü de Soderbergh’le çokça çalışan (Ocean’s serisi, The Informant!, Che, Contagion) Damon’a gitmişti. Damon ve Douglas ikilisi modaya uyacaklar kısacası. Kim bilir, belki bu rollerle birisinden birisi Oscar’a kavuşabilir.

bakınız.com :)

Salı, Ekim 11, 2011

Don't Be Afraid of The Dark / Karanlıktan Korkma

Don't Be Afraid of The Dark / Karanlıktan Korkma " Bir Rimeyk (yeniden çevrim) örneği.Daha önce filmin 1973 -Tv için çekilmiş yapımından uyarlanmış.Orijinalini izlemediğim için 2011 yapımı ile arasındaki farkları ne yazık ki söyleyemeyeceğim.Fakat İmdb sitesini örnek alırsak "1973" tarihli yapımı çok daha iyi gibi.En azından puanlar öyle gösteriyor.Bu proje için inanılmaz fragmanlar,afişler ve tanıtım kampanyaları düzenlendi.Ve çok çok tanıtıldı.Film çıkmadan çok ünlendi.Bizde merakla bekledi,neden mi bekledik evet sorumuzun cevabı "Guillermo Del Toro'da saklı olduğunu düşünüyorum.Pan'ın Labirenti,Şeytanın Bel Kemiği ve Mimic "adlı güzel filmlere imza attı.Özellikle "Pan'ın Labirenti" sansasyonel yarattı.Oscar adaylıklarında boy gösterdi.Gerçi Del Toro burada yapımcı görevi üstlenmiş.Yönetmenliğini Troy Nixey üstlenmiş.

Filme geçecek olursam "90 yıllar sinemasının" ruhlu ev ve çocuk temalı korku filmlerinin klişesine bir tane daha ekliyoruz üzülerek.Anlattığı konun çok klişe olması bir yana,işlediği konun hakkını verse klişe malzemeden iyi bir iş çıkartmakla çok çok öveceğimizi de belirtelim.

Gönül her şey ister,fakat çok azını alır.Karanlıktan korkma'da maalesef bir yudum bile alamıyoruz.Yeterince vasat oyunculuklar birbirini izliyor.Kate Holmes ve Guy Pearce yeterince iyi değil,vasat altında bile.Kalan her şey küçük kıza bırakılmış,kendisi fena değil.Rolünün hakkını vermeye çalışmış en azından cepten yeme gibi bir durum söz konusu değil.

Del toro,dibe batmış,son olarak çekim tarzı,kamera kullanımı vb. daha bir sürü şey Del toro tarzı.Anlaşılan Del toro kendisi gibi bir yönetmen bulmayı başarmış...>>>TROY NİXEY<<<<.Yılın umut vaat edipte,gereksiz balonu ilan ediyorum...

[ D+ ]

Cumartesi, Ekim 08, 2011

Melancholia


Bu yılın en merakla beklediğimiz yapımı diyebilirim.Gerekse yönetmen Lars Von Trier gerekse,Cannes'da gösterilmesi büyük bir güzellik ve merak uyandırıcı iki unsur yeterli.Trier'den açalım biraz.Ne diyelim kendisine,sadist mi,kadın düşmanı mı,yoksa olayların adamı mı demek gerekiyor onu da bilmiyorum doğrusu.Trier'ın belki de "karısı tarafından " aldatılması sonucu bu kadar moral bozucu,kadınlara işkence çektirmeyi seven,kadın düşmanı bir yönetmen olup çıktı.Onu bilmiyorum.


Trier'ın son halkası "Melancholia" adı üzerine kadar karamsar ve iç gıdıklayıcı olduğunu söylemek imkansız...Tıpkı 2012'de bizimde başımıza geleceği rivayet edilen şu kıymaet olayı konu ediniyor.Melancholia gezegeninin dünyaya çarpıp,yok edişini konu ediniyor.En son Antichrist" ile kendini dillere düşen Trier'ın son işiydi.Gerçekten kötüydü,üstelik "Finalinde bu kötü işin imgesel yönlerinin" Tarkovsky'e ithaf edilmiştir yazısı inanılmaz sinir bozucu.Bir Tarkovsky fanı olarak gereksiz ve saçma bulmuştum.

Her neyse,Antichrist "Cannes'da gösterildiğinde "basın toplantısında inanılmaz şeyler söylenmişti.



Cannes’daki gösterimi bittiği anda basın mensuplarının yarısı ayağa kalkıp alkışlarken, yarısı çığlık çığlığa, ıslıklarla ve yuhlamalarla protestolara başladı. Zevk ve kızgınlık haykırışları 15 dakika sürdü. Gösterimin ertesi günü yapılan basın toplantısında Lars von Trier “Ben dünyanın en iyi yönetmeniyim” diyerek bu bol alevli tartışmaya bir bidon benzin daha döktü.

Trier muhabbeti bu kadar yeter.Melancholia eleştirmenler tarafından fena bulunmayan,benim tarafımdan da fena bulunmayan bir yapıt.Tıpkı Antichrist ve Breaking The Waves" karışımı bir şey.Başlangış yerini Breaking the Wave,diğer yerlerini ise yeni üçlemesi "kıyamet halkasının 2.filmi olarak öne çıkıyor.Açlışıl 8 Dakikalık" sessiz slow-motion,özel efektlerle bezenmiş sessiz sinema tarzı bir güzellik diyebiliriz.Ayrıca iki farklı bölümden de oluştuğunu söylemek gerek.Birinci:Justine ve ikincisi: Claire,iki kızkardeşin ruhsal bulanıma ve dünyanın yok oluşumuna karşı sergiledikleri ruhsal bunalım süreci.



Trier,deneysel sinemaya AntiChrist ile adım atmış kişilerden.Dogma'nın akımcısı biri olarak gerçekten sinemasını sever,sayarım.Tek hayıflandığım yönü biraz erotik takılır o kadar.Rahatsız edici yapımları seviyorsanız(benim gibi) Trier size göre bir yönetmen.Melancholia'da ise vermek istediklerini başarmış,gerçekleştirmiş kanımca.Eksikler de var,elbette.Fakat Melacnholia bir başyapıt değil,Trier'ın en iyi filmi asla değil.Sadece bir sinema güzelliği deyip izleyin.Sonlara doğru iyice dibine dibine vurmuş Trier,sadece karakterlere değil,seyirciyi de psikolojik vakaya davet etmesi de bir yana.İzlerken ruhsal bunalım yaşamamak çok zor,bu yüzden etkileicilik konusunda hayli güzel.Ayrıca,Dogma'da Trier modern dogma tarzına geçiş yaptığını sanıyorum.Bir çok kare de dogma'nın lezzetini alamadım.Dik ve sade kareler bile göründü.Umarız Dogma yok olmaz.Charlotte Gainsbourg,bu kızın performansı filmi ayakta tutuyor diyebilirim.


 [ B+ ]

Cuma, Ekim 07, 2011

Harry, He's Here To Help

-Kıyıda köşe de kalmış,Fransızların "The Talented Mr.Ripley'i diyebileceğim kalitede ve sınırsız gizem.Birbiri içinde geçen dört karakter,bunun üstüne muhteşem karakter çözümlemeleri ve de karmaşalarını irdeleyen "post-modern" fransız klasiği güzellemesi.Suyu sıkılmış karakterlerin yüzlerindeki ekşilik (özellikle Michel karakteri),tedirginlik,en önemlisi kır hayatının içinden "kızgın Fransız güneşi ve...ve....ve muhteşem sinematografik kır yaşantısından kamera kadrajına yakalanan kareler.

Döngü olarak,bir çok evre geçirmesine rağmen,film kendini "kısır döngü" şeklinde tekrar etmemesi ayakta alkışlanası bir durum.
Yönetmen beyin en büyük becerisi,oyunculukları yönetme konusunda başarısı olsak gerek.
Sergi Lopez,gerçekten sinir bozucu,olduğundan rahat ve aynı zamanda anlaşılamayan karakteri "eline su dökülmesi" zor,başarılı bir oyun veriyor.


 Diğer bir becerisi ise,"Gizem-gerilim-dram-suç" gibi fantastik dörtlüyü aynı potada eriterek elde ettiği duygu karmaşası karşısında hayranlık duymamak,lezzetli bir çilekli pasta tadı almamak imkansız.Konusuyla,çekimleriyle "The Talented Mr.Ripley" andıran havasıyla izlenebilirlitesi yüksek,izlenesi elzem fransız filmi.

[ B ]

Le Trou

Hapishane temalı yapımların en gözdesi diyebilirim.Fransız Yeni Dalga akımının başladığı,süregelen yıllarda sürekli "dram ve dalga akımının etkisinden" kendini bir nebze de olsa sıyırmış çok az ve mihenk taşı diyebileceğim "Le Trou" kattiyen "perfect.

"Le Trou" kattiyen "perfect.(tekrar)
 "Fransız dalga akımının etkisinden uzak.Hapishane psikolojisinin yansıtıldığı hücreler,gerekse hücrenin içinde bulunan eşyalara kadar herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş,tasarlanmış ve bir zahmet de "harika" şekilde monte edilmiş.

Hapishane psikolojisini bu kadar iyi yansıtmasının sebebi,oyunculukların %100 bir değer verebileceğim şekilde doğal + samimi havası,seyirciyi de hapsihanenin hücre ortamına sokup, beraberinden rüzgar gibi peşinden sürüklüyor.

Çekimler şahane,tünel kazılma aşaması,yerlerin saniye saniye gerçekten kazıldığını gösteren kareler ve en önemlisi "hapishane filmi yapıyorum diye abartıya kaçmayan" manyak çekimler.Bizlere martaval okumayan diyaloglardaki ustalık "Becker'ın maharetli ellerine borçlu.

Fransız sinemasının klasik dönemde "Dram-dalga akımını" yansıtan projeler dışında yapım olmadığını söyleyen kişiliklere güzel bir kapak "Le Trou".Soğuk duş aldıran finalliyle de adını mükemmeliyetliğe yazdırıyor.

Not: Yönetmen Jacques Becker , filmlerinin çekimlerinden 2 hafta sonra kalp krizi geçirerek hayata veda etmiş maalesef.Kendisine rahmet dileyip,bize bu güzel filmi armağan ettiği için kendisine sonsuz teşekkürler ediyoruz.Ayrıca filmografisindeki diğer filmlere göz atacağıma söz vererek uğurluyoruz kendisini.Mutlaka izleyin bu filmi.

[ A- ]

Salı, Ekim 04, 2011

KISA KISA :HOLLYWOOD'AN HABERLER



JAMES BOND 23: Geçtiğimiz hafta İstanbul’da başlayacağı açıklanan yeni James Bond’un “bond kızı” da belli oluyor. Genç fransız afet Berenice Marlohe anlaşmayı imzalamak üzere…
FOUNDATION: Isaac Asimov’un kült bilim-kurgu serisi maalesef şu anda Roland Emmerich tarafından filmleştiriliyor. Bu yetmiyormuş gibi kitapları basit senaryolarıyla tanıdığımız Dante Harper senaryolaştırıyor. Derinlikli bir bilim-kurgu eseri maalesef ortalama aksiyon filmine dönüşmekten kurtulamayacak gibi…
TWILIGHT ZONE: Yeni hikayelerle yeniden çevrilmesi planlanan Twilight Zone’da görüşme aşamasındaki ilk isimler Christopher Nolan ve Alfonso Cuaron. Umarız bu isimler kabul etmese bile filmi çekecek isimler bu kalitede sabit kalır. Çünkü Michael Bay’in de ismi proje için geçmeye başladı.
THE SAMURAI: Warrior’la eleştirmenlerden çok iyi notlar alamasa da yeni filmler için kredi toplayan Gavin O’Connor, dövüş sanatlarında usta bir suikastçiyi uluslararası bir macerada izleyeceğimiz Samurai’ı çekecek. Henüz başrol oyuncusunun ismi belli değil.
EVEREST: Birçok farklı film için ismi geçen Doug Liman, dağcılıkta karar kıldı. Liman, bilinenin aksine Everest’e tırmanan ilk isim olduğu iddia edilen George Mallory’nin hayatını anlatacak.
PACIFIC RIM: Guillermo Del Toro yeni filmi için çalışacağı isimleri belirlemeyi sürdürüyor. Homeland’den tanıdığımız Diego Klattenhoff da filmde yer alacağını açıkladı.
NOW YOU SEE ME: Louis Letterier, son dönemde oynadığı birbirinden farklı ancak önemli rollerle yeniden aranılan bir isim haline gelen Woody Harrelson’a yeni filminde yer vereceğini açıkladı



THE EAST: Daldan dala atlayan (iki yıl içinde bir Nolan, bir de Woody Allen filminde oynamak kolay iş değil) ve genelde iyi roller seçen Ellen Page, Zal Batmanglij’in yeni filminde rol alacak. Film, çevreci terörizme eğiliyor.

HATE MAIL: Half Nelson ve Sugar’ın ardından yeni filmler için ismi geçen yönetmen ikili Ryan Fleck ve Anna Boden, Hate Mail isimli bir film için anlaşma imzaladılar. Film, kendilerine gelen nefret mektuplarıyla hayatları alt üst olan New York’lu çiftleri anlatacak.
FOXCATHER: Moneyball’ın yönetmeni Bennet Miller’ın bir sonraki filmi akıl hastalıklarının pençesindeki bir adamın hikayesini anlatan Foxcatcher olacak. Filmde başrol sürpriz bir şekilde Steve Carrel’a verildi.

BAKINIZ.COM

Pazartesi, Ekim 03, 2011

KURTARICI FİLM: DEAD OF NİGHT

İki kayıt önce korku filmlerinin artık tükendiğini ve bulanınsa çok şanslı olduğunu söylemiştim sanırım.Bu sefer ki şanslı benim sanırım.Ya da ben ne zaman korku filmlerden ümit kessem,bel bağlamayı bıraksam,mutlaka ama mutlaka karşıma güzel bir korku filmi çıkıyor.Güzel korku filmi bulma yöntemim bu artık,sürekli ümit kesmek ve gelsin güzel korku filmleri.Bu seferki kurtarıcım "DEAD OF NIGHT(Ölüm Gecesi)-1945 " kült-klasik korku filmleri arasında en iyilerden.Klasik dönemde pek rastlamadığım farklı şekilde "Stephen King'ın "Creepshow" tarzı "kısa-kısa" farklı hikayelerden oluşuyor.Her hikaye toplam 25-20 dk arası sürüyor...Siyah-beyaz olması gerçekten filmin etkileyiciliğini artırmış,dahası korku havasını da aktarmada oldukça başarılı.

Aynada farklı,normalde farklı görünen ev.
 
Kısa hikayelerden oluşması harika.Beğenmediğiniz bir bölüm olsa,alternatif olarak değişecektir.Güzel bir bölüme geçiş yapabilirsiniz.Dezavantajları da yok değil.Tıpkı benim gibi "Vantrilok ve Kuklasının" bölümü sonuncu hikaye,tıpkı o hikayenin bitmesini istememem gibi,gerçekten harika idi.Tabii diğer hikayelerde oldukça etkileyici,ruhlar üzerine kurulmuş.Farklı kabuslar,dejavular ve nedeni açıklanamayan olaylar silsilesi.


Bahsettiğim son bölüm.Vantrilok ve korkunç kuklası.
En etkileyici bölüm bahsettiğim bu bölüm.Gerçekten uzun zaman sonra bile hala aklımda olacağına eminim.Katil bebek "Chucky" tarzı olsa da çok daha kaliteli olduğu aşikar..Uzun lafın kısası, hikayeler sonra oldukça tuhaf bir finale doğru yosun tutmayan taş gibi,taş gibi bir finalle karşımıza çıkıyor.Klasik-korku sevenlerdenseniz,mükemmel bir korku klasiğine hazır olun.Eğer değilseniz,söyleyeceğim tek şeyse,şansınıza küsün...
7.8 / 10

Cumartesi, Ekim 01, 2011

Türkiye’nin Oscar Adayı Belirlendi: Bir Zamanlar Anadolu’da

Tahmin edildiği ve olması gerektiği gibi Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi Bir Zamanlar Anadolu’da Türkiye’nin Oscar adayı olarak belirlendi.
Türkiye Oscar aday adayı olarak belirlenen yedi film arasından (bakınız) seçilen film, böylece Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar aday adayı olmuş oluyor.
26 Şubatta gerçekleşecek Oscar Ödüllerinde, diğer ülkelerin filmleri arasından sıyrılıp son elemeye kalmasını bizim de arzuladığımız filmin Oscar sürecini yakından takip edeceğiz.


Bu karara neden hiç şaşırmadım acaba.Sanırım, NBC" Cannes Film Festivalinde "Büyük Jüri Ödülü" almasından kaynaklanıyor.Ama bizim ülkemizin ne kadar dikkatsiz olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir.Akademi bu tür filmlere asla yer vermiyor.Hele sanatsal ya da diğer adla festival filmlerinin işi yok.Bu tür filmler "Canneséda rağabet görüyor.Tıpkı "Bkz.Üç Maymun'da çok beğenilmiş ve Cannes'da ödül almıştı.Ama finallere kalamamıştı.Sanırım yine aynı tablo oluşacak gibi,fakat bu "Akademin geçen yıl ki "Dogtooth" gibi filmi aday etme şoku da vardı.Belki bu sefer şans kapıya uğrar ya da üyelerin başına saksın düşerde ilk 5'e kalırız,öyle umuyoruz...