Pages

Cuma, Eylül 30, 2011

KORKU SİNEMASI HAKKINDA

Bkz.drag me to hell

Korku sineması demeye başladığımda korkuyorum.! Sakın korku sinemasından korktuğumu anlamayın, aksine şimdi ki durumun o kadar rezalet, feci ve komik bir durum da olan bu türün ne olduğunu hala anlamaya çalışıyorum.Bir zamanlar ben"korku manyağı" birisi olarak, şimdiki zamanda açıkçası "korku sinemasını" komedi niyetine tüketiyorum, tüketiyorlar(!) . O derece kötü durumdayız. En son ne zaman güzel bir korku filmi izlediniz desem gerçekten hatırlamıyorum. Ya da hatırlıyorum sanırım. Zar zor. Sam Raimi'ın sanırım "Drag Me To Hell / Kara Büyü" absürd-komedi ve korku karışımı

Bkz. The Evil Dead

"Bize bol bol "The Evil Dead / Kötü Ruh" filminin yıllarına, korku sancaklarına götürdü. Karanlık kuyularda kaybolmuşcasına ürktük... Bize tattırdığı 80 li yıllar korku-kült havası bile yeter. Böreğin o muhteşem kokusu gibi "buram buram "korku ve 80'ler kokuyordu. Bizde afiyetle yedik doğrusu. Gel gelelim Drag me to hell" sonra hiç iyi korku izlemedik. Kısaca karnımız aç ve hala bekliyoruz.

Bkz.The Ward

.John Carpenter
"The Ward /Koğuş" filmi ile çok ümitlendik. Ne de olsa yılların usta tecrübesi "Carpenter " yapacak ve bizde güzel bir korku klasiği izleme şerefine erişecektik. Sonuç, sonuç mu istiyorsunuz.Tek kelimeyle berbat.Evet berbat,vardığımız sonuç ve uğradığımız düş kırıklığı anlatılamaz cidden. Carpenter hangi yılda yaşadığını unutmuş. Artık klişelerin bile unutulduğunu, yeni korku döneminin başladığından bile habersiz sanırım... The Ward' tam bir klişe yumağı ve lezzetli bir şeyler sunmadığı kesin. Bir hafta önce yapılmış yemeğin önünüze koyulması gibi. Ya da aynı yemeklerin ısıtılıp önümüze sunulmasından bıktık. Neyse, ben korku film araşıyıma devam edeceği. Ve sizlere aktarmaya devam edeceğim. Hala nefes alıyorsak, umut var demektir" korku sineması için bile olsa...

Çarşamba, Eylül 28, 2011

FACEBOOK: Katil Ve Bağımlı

" FACEBOOK" Mark Zuckerberg " tarafından inşaa edilmiş lanet şey. David Fincher'ın "The Social Network"Sosyal Ağ adında film çekti. Filmi beğenmiştim doğrusu, fakat Mark'ın hayatı o kadar da ilgi çekici ve güzel gelmedi. Normal bir dava süreci bile yoktu. Filme göre, daha doğrusu kardeşlere göre Mark'ın fikri onlardan arakladığı. Bu konu muamma!!!Her neyse, kanlı face koymamın sebebi, insanların inanılmaz derece bağımlı yapan bir sosyal paylaşım aktivitesi olması. Facebook bağımlıları, uyuşturucu bağımlılarından farkı yok. Bir gün bile giriş yapmadan insanları görüyoruz. Ey dünya sen nereler gidiyorsun? O zaman şunu diyebiliriz. Facebook bir bağımlılık ve katil sanırız. İnsanları bu derece bağımlı tutabilecek gücü varsa, gerisinden korkarız doğrusu. Siz siz olun, takılın ama aşırı değil. Hatta uzak durun... :)

Salı, Eylül 27, 2011

DRIVE : Taxi Driver'ı örnek almış orta şekerli kahve


Bu yıl Cannes film festivalinde "En iyi yönetmen" ödülünü alan "drive" umut vaat edici senaryosuyla olsa da,izledikten sonra bize ancak şunu demek düştü.Tek kelimeyle balon.Her zamanki gibi şişirilmiş bazı yapımların olduğunu görürüz sık sık "Drive" bunun en güzel örneği,tasdikli,imzalı kağıt örneği.


Konu güzel,müzikler harika(fakat bazı sekanslar oldukça rahatsız ediyor.Filmin hiç bir sahnesi neredeyse müziksiz geçmiyor.Dolu dolu soundtrack manyağı bir yönetmen ve müzisyen var karşısımızda.Güzel bir işçilik soundtracklar bakımından) Slow-motin sahnelerine anlamak vermek için kendimi bayağı bayağı,bariz bir şekilde hırpaladım, kurcaladım, bulamadım.Sanırız,yönetmen slow-motion takıntısı var,olabilir.Saygı duyuyoruz,fakat gereksiz durmuş biraz.

Le Gamin Au Velo / Bisikletli Çocuk

Le Gamin Au Velo, bu sene "Cannes Film Festivali'nde "Nur Bilge Ceylan filmi" Bir zamanlar Anadolu" ile "Büyük Jüri Ödülü" birlikte yarı yarıya paylaşan 8.Dardenne Kardeşler filmi. Luc ve Jean-Pierre Dardenne kardeşler "bağımsız" sinemanın en değer verip,sevip saydığım yönetmenlerinden. Yaptıkları işler,,gittikleri festivalden asla boş elle dönmezler, dönmediler.Bisiktletli Çocuk,"Büyüme Sancısı" dediğimiz büyüme korkusunu,anne-babaların çocukları üzerinde etkeni çok iyi vurgulamış.Günümüz sorunlarını da yanında mesaj olarak ve ya sert dille "taşlama" yaparak mesaj dolu güzel bir bağımsız sinema örneğine imza atılmış.Zor durumdakilerin karşısına bir akıl hocası çıkaverir. Bisikletli Çocuk'da da Dardenne kardeşler masum ve ilgisizlikten bulanan çocuğun karşısına koruyucu anne güzellemesi yaparak filmi devam ettiriyor. İlgisizliğin, istenmemezliğin çocuk psikolojisinin suyunu sıkarak oluşturdukları meyve kokteyl içmeye davet ediyor bizleri.Açıkçası Kokteyl'in tadı sert bir absent içmek isteyenlere iyi gecelek derece yorucu,bunaltıcı ve en önemlisi düşüncürüsü etkisi en güzel yanlarından.Bağımsız sinemanın olmasa olmazı,"Yürüyen Kamera" hareketleri, doğallığın yüzde yüzüne ulaştığı,birazcık insanların insan olmaya davet eden...Ve her çocuk güzeldir lafıyla bitirmek isteyen Dardenne Brothers,çocukluk hakkında yapılmış en güzel filmlerden birine imza atıyorlar.Daha önce lezzetli sinemalarından bize tattıkları beğenilerin üstüne "taş üstüne taş koyarcasına harikalar yaratıyor." Sert bir Dardenne kokteyli içmek isteyenlere bulunmaz nimet.

[ B+ ]

THE TREE OF LİFE



The Tree of life / Hayat ağacı Usta yönetmen "Terrence

Malick'in "uzun süreden sonra " kotardığı ilk filmi ile seyirciyle buluştu.Bizde çok merakla bekledik.Hele ki Sean Penn varsa o filmde.Gerçi "Penn" var mı,yok mu olduğunu karar vermek çok zor..(Tekrar geçiş yapacağım bu konuya) Türkçe adı "Hayat Ağacı" olan film,kurduğu kompozisyon ile çatasını üstüne kurduğu hayat ağacı temasından eser yok diyebiliriz.Filmin en büyük sorunu,aslında Malick'in en büyük sorunu demek daha doğru olur.Çünkü tüm herşeyi o üstlenmiş,kendinden emin,fazla güven iyi değildir"sığ sular varken derin sularda yüzmek niye! Ey,Terrence Malick, soruyorum sana neden?(cevap alamayacağım kesin) Hadi derin sulardasın,o kadar iyi bir yönetmensin,göster bize derin sularda bile ne kadar iyi yüzdüğünü...o da yok,seyirci de bir zahmet bende yokum demiş...Geçiş sekansları olsun,sekansların anlamsızlığını vurguluyan,demek gerekirse sırtını dayadığı bir durum söz konusu değil.Ne için bunlar,neden? gibi sorularımızı biz kendimizce sormaya devam ediyoruz fakat cevap alamıyoruz,daha önce olduğu gibi.Dinozorları fetiş eden göktaşı,dünyanın içinden fışkıran lavlar..tüm bunlar ölen çocuğu için annenin feryadını gösteren bir isyan mıydı? Onu da çözemedik.Uzun lafın kısası,nerede o "Badlands ", The Thin Red Line, The Days of heaven" gibi muazzamlara imza atmış "Eski Tüfek"eser yok,paslanmış çiviyi andırıyor.Keşke dedim,keşke Malick filmi çekmeseydi de, gözümüzde, gönlümüzde güzel bir hatrı vardı.Güzelce hatırlardık.,Brad Pitt,tüm film boyunca aynı surat ifadesiyle nasıl oynayabildin be adam,sorarlar adama...Başarısız oluşunun %100 kanıtı.Sean Penn,kısaca filmde görmek zor.Jessica Chastain,durumu az çok kurtaranlardan. Festival filmlerine düşkün biri olarak tam bir hayalkırıklığı.Suya düşen hayaller ıslanır, onları kurutmaksa çoğu az buz değil,çok zaman alır.Olmamış Terrence Amca"The Burial" yapımı da böyle olursa hiç çekme.

[ B - ]

Pazar, Eylül 25, 2011

BİR ZAMANLAR ŞEKER KIZ "CANDY"



ŞEKER KIZ CANDY // CANDY CANDY

GERÇEKTEN DE ŞEKER ;)
EVET,yazacağım bu yazı gerçekten benim içinde ve daha bir sürü "Şeker Kız Candy" // Candy Candy" içinçok değerli.Çocukluğumuzun(çocukluğumun) çizgisi dizisi,animesi desem daha doğru.Bu animenin herkesten farklı bir yanı var.İlk pembe dizi tarzında yapılmış animedir kendisi...Kendimden bilirim,her çocuklarla sokakta oynarken,annem veya ablam vs.kim olursa "Candy saati" diye bağırırlardı..Bende koşa koşa giderek dizimi izlerdim.


TAPILASI ÇİZMELERİ:)
O müthiş tadı veren başka bir dizi daha var mıdır,doğrusu şüpheliyim..İnsanı ağlatmayı başarabilen,salya-sümük aktıran,bu kadar derine indirebilen başka bir dizi varsa,ektileyebileceğini düşünüyorsanız yazının altına cevap olarak atabilirsiniz.Fakat olduğunu sanmıyorum maalesef:( Dizi toplam 115.bölüm sürdü.Fakat dizinin sonu asla yapılmadı..Dizinin yapımcısı ve yayımlayacı sorumlusu arasında çıkan sorunlar,mahkemeye kadar gitti ve noktalandı.Hiç bir insan evladı acıların kızı "Candy" e ne oldu? Terry ile kavuştular mı? vs.sorulara cevap bulamadı.Buna en çok ben sinirlenmiştim,(yada kendimce öyle düşünüyorum)hatta ağlamıştım nasıl olur böylesine bir durum,nasıl yaparlar" kendi kendimi yedim,hıpaladım resmen...


Candy & Terry :)
Geçen gün gördüm,bu sorulara cevap olarak yazarı "Candy Candy" adında bir kitap daha çıkarmış..Dizinin finali ve daha herşeyi orada yazılıymış..Benim mutlaka okumam gerek,hem de hemen:) Bayıldım bu habere yahu,allah razı olsun senden yazar:)