Pages

Pazartesi, Aralık 05, 2011

Sinemaskop Ödülleri : 1993

1993 Yılının En İyi 10 Filmi !

Pazar, Aralık 04, 2011

Martha Marcy May Marlene ( 2011 )

Martha Marcy May Marlene, bu yılın en önemli bağımsız filmlerinde biri olarak kabul görmüş bir yapım. Geçen yılın 'Winter's Bone' ( Gerçeğin Parçaları ) filmi olarak anılıyor. Yönetmen 'Sean Durkin', bu yıl Sundance Film Festivali'nde 'En İyi Yöneten (yönetmen yani) Ödülü kazandı. Ayrıca Cannes Film Festivalinde de 'Belirli Bir Bakış' yarışma bölümünde gösterimi yapıldı. Bu yılın, Filmekiminde oldukça rağabet gören filmlerinden biri olduğunu da hatırlatalım. Evinden ayrılarak, tuhaf bir çiftlik evinde kurallara bürünmüş bir toplulukla beraber yaşamaya başlar. Martha'nın iki yönlü hikayesi anlatılıyor.

Cumartesi, Aralık 03, 2011

Tucker & Dale vs. Evil ( 2010 )

Tucker & Dale vs. Evil, parodi sineması için önemli bir sinema örneği. Absürd korku-komedi bü iki türün son yıllarda çokça rağabet gördüğünü düşünürsek, çok iyi işlerde çıktı. Kanlı ve korku, aynı zamanda komedi birlikte sunan 'Severance', Zombilerin yarattığı dehşetten kurtulma çabası içerisinde olan 'Shaun of the Dead'. Küçükken abisinin yaptığı koyun şakasından sonra koyunlardan korkan bir adamın hikayesi 'Black Sheep', 80'li yıllardan 'bilim adamının bodrum katında yaptığı bir deney sonucunda oluşan komplikasyonların getirdiği zombi vari yaratıklarla uğraşma süreci anlatılıyordu. H.P Lovecraft'ın en güzel uyarlamalarından biridir. Ünlü korku ustası Stuart Gordon yönetmen koltuğunda idi. Ardından Peter Jackson'ın bağımsız korku-absürd filmi 'Braindead' 90'lara bu türde damgasını vurdu. Kült statüsüne girmeyi başarmıştı. Basket Case üçlemesi bu türde de önemli bir yer edinmiştir kendine. Aynı şekilde günümüz sinemasının 'Hatchet' kötü bir örnek fakat, beğenmeyeni yok değil.

Warrior ( 2011 )

Dövüşçü
Box filmlerine bir yenisi ekleniyor. Geçen yılın Oscar adaylarından ' The Fighter' , David O'Russsell filmi bir sürü adaylık almasına rağmen beğendiğim bir yapım olmamıştı. Dozajı fazla idi. Her şey gereğinden fazla abartılı idi. Melissa Leo 'nun Oscarlık performansı dahil. Warrior, The Fighter yapımından daha iyi. Belki oyunculuklar konusunda onun kadar başarılı sayılmaz ama, oldukça iyi bir noktada.Alkolik bir boksör eskisinin oğlu Tom Conlon, evine geri döner ve çeşitli dövüş sporlarının bir arada bulunduğu bir turnuva onu abisiyle karşı karşıya getirir.

Cuma, Aralık 02, 2011

Fright Night ( 2011 )

Korku Gecesi
Komşusunun bir vampir olduğunu öğrenen lise öğrencisi, etrafındaki kimseyi inandıramaz, iş başar düşer - konumu tamamıyla. Ne kadar klişe ve ironi değil mi ? Üstelik bunun bir yeniden çevrim ( Rimeyk ) olduğunu düşünürsek, saçları yolmak gerek.Bu sefer en azından iyi olmak için çabalayan bir korku filmimiz var. En son izlediğim The Thing rimeyk filmi gibi , kendisinden önce yapılan yapımını arsızca taklit etmiyor. Cepten yemiyor.- Kurgu da değişiklikler yapma çabasında- Yaratıcı olmaya çalışıyor. -3D- Üç boyutlu efektler - ve herkesin ilgisini çekme için tanıdık starlar.

Çarşamba, Kasım 30, 2011

Sinemaskop Ödülleri : 1992

1992 Yılının En iyi 10 filmi

The Turin Horse ( 2011 )

" Torino Beygiri "
Yapıtları ve yaklaşımıyla çağdaş bağımsız sinemacıları etkileyen Bela Tarr’ın on yıl aradan sonra çektiği bu ilk film, Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin 1889’da Torino’da kırbaçlanan bir atı boynuna sarılarak kurtarmaya çabalamasıyla başlıyor. Bu mücadelesi Nietzsche’yi öldüğü güne kadar yatağa bağlayacak, dilsiz bırakacak, çaresi bulunmayan bir akıl hastalığına götürecektir. Ancak filmin kahramanı, çiftçi sahibine ayak uydurmaya çalışan yaşlı attır.  Nietzsche'ye olanları sunmuş bize, asıl çiftçi sahibi ve kızının yaşamlarına da bir göz atıyor.

Salı, Kasım 29, 2011

The Thing ( 2011 )

 " Şey "
Hollywood, Hollywood! Başına taşlar yağsın! demek istiyorum izninizle. Rimeykler içinde yüzen bir sinema haline gelen, yaptıklarının doğru bir hareketmiş gibi tekrar insanlara yedirebilme derdinde olan sinir bozucu sinema sektörü Hollywood. 'Dream House' yapımında ne kadar isyanlar bastığımı okuyanlar bilir. The Thing, ünlü korku ustası "John Carpenter"ın en çok sevilen ve daima korku listelerinde boy gösteren 1982 yapımı The Thing'in yeniden çevrimi. Ha, yeniden çevrim dedik de, yapımcılar ve yönetmen filmin kesinlikle yeniden çevrim ( rimeyk) olduğunu kabul etmek istemiyorlar.

Pazartesi, Kasım 28, 2011

Jane Eyre ( 2011 )

Küçüklüğümüzün masum, temizli yüzlü güzel kızı Jane Eyre. Kendisi bizler için hep  (herkes için olmasa da) iyi kalpli kız olarak kalmıştır. Jane Eyre, 'aşk yazarlarının en büyük temsilerinden Charlotte Bronte, 'Jane Eyre Bronte'nin çok ünlü kitabından tekrar uyarlandı. Eyre, klasik dönemden taa ki günümüze kadar sürekli uyarlandı. 2011 yapımı üzerine konuşacağız.Jane Eyre, romanını her zaman sevmişimdir. Gerçi ,romanını daha çok küçüklüğümden hatırladığım kadarıyla kızlar pek severdi. Erkekler, off Jane Eyre'in aşkından bıktım derdi' gibi hatırlıyorum. Belki de yanlış hatırlıyorum, anımsamaya çalışıyorum.

Cumartesi, Kasım 26, 2011

The Help ( 2011 )

" Yardımcı "
The Help, Kathryn Stockett’ın çok satan aynı adlı romanından ( Bkz. The help ) uyarlanan ırkçılık konusuna parmak basıyor. The Help, tüm set ekiplerinin söylemlerine göre, bu derece bir ilgi beklemediklerinin, filme karşı olan yoğun ilgiden de şaşırmadan edemeklerini verdikleri röportajlar da dile getirmişler. Boxoffice’i  20 Milyon Dolarla $ 1. tamamlamışlardı. Oscar sezonuna doğru yaklaşırken Viola Davis ve Octavia Spencer  ikilinin büyük oyunu, yapım için Oscar dönemindeki en büyük kozları olduğunu bilmeyen kalmadı. Hatta, Oscar tahminleri yapan Yabancı siteler, Viola Davis’e şimdiden 84. En İyi Kadın Oscar’ını verdikleri dilden dile dolaşıyor.

Cuma, Kasım 25, 2011

Sinemaskop Ödülleri : 1991

" 1991 Yılının En İyi 10 Filmi "

Perşembe, Kasım 24, 2011

Fish Tank ( 2009 )

" Akvaryum "
"Küçük balık ölünceye dek büyük balık olmayı ümit eder" Fish Tank, daha evvel senaryo açısından, kullanılan "Dogma" akımının yansımalarını sunan hareketli kamera olsun, her şey azcık şundan, birazcık da bundan oluşan "gerçekçi" bir yapım.Cannes Film festivalinde iki dalda yarışmış. Büyük Jüri ödülünü, Thirst ( Chan-wook Park'ın kore filmi) ile paylaşmışlar. Diğer adaylık, Altın Palmiye için yarışmış. 2010'da BAFTA ödüllerinde En İyi İngiliz Filmi" ödülü dahil 16 ödüllü ve 22 adaylığı olan film.

Çarşamba, Kasım 23, 2011

Sinemaskop Ödülleri : 1990

1990 Yılın En İyi 10 Filmi

Salı, Kasım 22, 2011

My Summer Of Love ( 2004 )

" Aşk Yazım "
Bazı oyuncular vardı, filmleri sırf onlar için izlerseniz. Matt Damon, Julia Roberts, Emily Blunt vs. saymaya kalkarsam liste uzar gider. İyisi mi kısa kesmek. Emily Blunt adını görmem izlemem için yeterli sebepken, bir de My Summer Of Love, aynı zamanda bağımsız, küçük çaplı, kendi halinde ,sevimli  filmlerden. İzlettirirken düşündürmesi, düşündürürken de ,neden-sonuç ilişkisini iyi bir biçimde sunuşu olması. Okuduğum yazılardan biri, bu yazının kritiği için yazmama biçilmiş kaftan gibi.

Pazartesi, Kasım 21, 2011

Margin Call ( 2011 )

" Oyunun Sonu "
Bir yatırım bankası, müşterilerine yüksek riskli yatırım araçları satarak milyon dolarlar kazanırken, bu satışları; piyasanın giderek kararsızlaşan durumdan haberdar etmeyerek yapmaktadır. Olayın patlak vereceği gün öncesi; 2 genç broker risk seviyesinin güvenlik bariyerini geçtiğini ve şirketin tüm mal varlığı portföyünün felakete doğru gittiğini fark eder.Durumdan haberdar olan firmanın üst yönetimi acilen gece yarısı toplantısı düzenler ve 2 ana seçenek üzerinde müzakereye başlar. Ya 107 yıllık firmanın Wall Street'in kalanıyla birlikte iflas etmesine göz yumacaklar ya da durumdan ilk haberdar olan kişiler olmalarının avantajını kullanarak firmanın ayakta kalabilme şansının olduğu ancak müşterilerini kazıklayacak bir plan uygulayacaklardır.

Pazar, Kasım 20, 2011

One Day ( 2011 )

Bir Gün
Dünya da çokça satılan ,  David Nicholls, “One Day (bir gün) aynı adlı romanından uyarlanan başrollerinde Anne Hathaway ve Jim Sturgess paylaşıyorlar. Lone Scherfig  yönetmenliğini üstlenmiş. Geçen yıl An Education yapımıyla beğenileri kazanan yönetmen bu seferde hemen, hemen An Education ( Aşk dersi )  tarzında bir yapım daha sunmuş.Doğrusunu söylemek gerekirse, ben filmi beğenmeyenlerdenim. Daha doğrusu vasat bulanlardanım. Bariz kurgu eksikliğine kurban gitmiş , kurbanlık koyunları andırıyor.

Cumartesi, Kasım 19, 2011

Komedi Seçkileri ( 2011 )

2011 filmleri (komedi seti)


Due Date : Git başımdan, 2011 yılının vasat altı komedilerden ilkini oluşturan yapımlardan. Hangover yapımıyla komedi türüne yenilik getirdiğine inandığım Todd Phillips, nasıl olurdu bu kadar vasat bir yapım çekebildi. anlamak güç. Hangover'dan  hatırladığımız Zach Galifianakis, tekrar Phillips yanına almış. Ek olarak "Robert Downey Jr. güzel ikiliye rağmen olmamış vasat komedi çöplüğüne atıyoruz,  üzülürek tabi. [ C- ]

Cuma, Kasım 18, 2011

Sleeping Beauty ( 2011 )

Uyuyan Güzel
Evet, Filmekimi’ne olan macerama “Sleeping Beauty” ile devam ediyorum.Film aynı zamanda Cannes Film Festivalinde “Belirli Bir Bakış Açısı” bölümünde ilk gösterimini yapmıştı. Eleştirmenler ve izleyiciler dahil, pek ilgi göremeyip, pek beğenilmemişti. Hep bu tarz olaylara olur. Herkes beğenmez, belki bir umut ben severim “düşüne girdim”. Sonuç mu? Fiyasko…Casting güçlü olmadığını söylemekle başlamak istiyorum. Emily Browning , sevdiğim bir aktris idi.

Perşembe, Kasım 17, 2011

Tomboy ( 2011 )

 
Erkek Fatma  
 Filmekimi, bu yıl için "30 " yabancı filme ev sahipliği yaptı. Festival filmlerine olan düşkünlüğümü olabildiğince yazılarda,  bahsi geçecek her durumda bahsetmeye çalışıyorum. Filmekimi gösterimleri sona erdiğini sanıyorum. Gidebilenlerin şanlısı olduğunu söylemek zorundayım, ama ne yazık ki bunlardan biri değilim. Net'e düştüğünde izliyebiliyorum.Her neyse, Filmekimi programında bu yıl Gösterilenlerin içinde"Le Gamin Au Velo, Melancholia, Snowtown,

Çarşamba, Kasım 16, 2011

NTV'nin En İyi 150 Performansına Bakış

"NTV'nin en iyi 150 performanstan en sevdiklerim."


  •   NTV sitesinin sinema haber bölümünde yer verdiği listelerinden En İyi "150" performans listesine uzun zamandır göz gezdiriyorum. Hatta, içlerinden sırf performansların ne kadar iyi olduklarına dair bir karara varmak için sanırım, "4-5" film dışında hepsine baktım. İzlemediklerim artık, başka bir zamana kaldı. Onları da izleyince sizinle paylaşımda bulunurum, diye düşünüyorum. Her neyse, bunun için bir afiş tarzı çalışma yaptım en sevdiğim performansları görün diye.

Salı, Kasım 15, 2011

Revanche: İntikam ve Soğuk Yenen Yemek

Araştırmama göre, 2008 yılında En iyi Yabancı Film Oscar’ın da Nuri Bilge Ceylan’ın “3 Maymun”  filmini sollayarak aday olan Avusturya yapımı “intikam alma cabası ve kararsızlığını bir arada taşıyor.

Revanche, Avusturya sineması adına büyük ve önemli bir örnek olarak parmakla gösterilebilecek derece ender, bir o kadar da kaliteli. Yavaş işleyip, biz sinemaseverlerin kalbine dokunmayı başarıyor. Adından tahmin edeceğiniz gibi, Revanche, “Rövanş” anlamına geliyor. Son yıllarda intikam temalı

Pazartesi, Kasım 14, 2011

Kungfu Panda 2 ( 2011 )

Kungfu Panda-2, öncellikle bu soyu tükenmek üzere olan sevimli, sevimli, tatlı mı tatlı filme adını veren Panda’ hayvanın tatlılığı için bile izlenir. Tıpkı, filmde “ kötü Tavus Kuşunun yandaşlarından, Panda’yı tavus kuşuna tanımlamak için, görünce şöyle tombik, çok tatlı kısacası şöyle der “okşayasın gelir” haha  ,burada ciddi anlamda filmin en fazla kahkaha attığım sahnesi diyebilirim. Görünüşte ayrıntısız, bu saçmalığını nesine güldün ! diyebilirsiniz, bende bilmiyorum fakat şuan yazdığımda aklıma geldikçe hala gülüyorum. Serinin ilki kadar neşeli ve eğlenceli olduğunu söylemek zor, ancak ciddi derece kadın yönetmenin elinden çıkmış, sağlam bir 3D (üç boyutlu ) bir animasyon tekniğiyle karşımızda bu animasyon filmi.

Cuma, Kasım 11, 2011

Sophie Scholl : The Final Days

Sophie Scholl : The Final days, çok bilinen bir öykünün gerçeğe dönüştürülmesini konu alıyor. Kısacası, filmimizin hikayesi biyografik bir tür. Oldum olası biyografileri severim. % 70 civarında sinemada başarılı ile sonuçlanır. Herhalde senaryonun hali hazırda bulunmasından olsa gerek ki, bu kadar başarılı işler çıkabiliyor. Bu son saydığım özelliklere filmlerden biri de “Sophie Scholl” The Final Days yapımı. 2005 yılında Alman sinemasının çıkardığı başarılı işlerden biri olacak ki,(bana göre de gayet iyi bir yapım ) Akademi bağrına basıp, bir Yabancı Dilde En iyi Film Oscar Adaylığı verilmiş. Ayrıca, Julia Jentsch Berlin Film Festivalinde En İyi Kadın Oyuncu ödülün aldı. 

Perşembe, Kasım 10, 2011

Dream House ( 2011 )

Dream House, öncellikle “Drag Me To Hell “ yapımından beri, sanırsam hiç iyi yakın tarihli bir korku filmine rast gelmedim. Drag met o hell, bizlere Sam Raimi’n “ Evil Dead (Kötü Ruh) filminin devam serisine andırmıştı. Mezar kazma sahnesi, lanetle korku içine komedi karıştırarak değişik bir tarz yakalayan raimi, absürtlüğe ileri derece de hakim olup, bizlere 80'li yılların buram , buram korku kokan filmlerinden birisini tattırmıştı. İşte drag met o hell’den beridir, iyi korku filmi arıyoruz bulamadık. İnsindious, çok iyi başlayıp, son yarım saatte altına edip, bizleri hayalkırıklığına uğratmıştı James Wan.

Çarşamba, Kasım 09, 2011

84. Oscar'da ,Oscar'a Koşan Aktrisler...




Viola Davis

Bu yıl, Davis’ın ‘the Help’ yapımıyla aday olması bekleniyor. Hatta adaylığı bırakın, resmen yabancı sitelerde büyük eleştirmenler “Viola Davis üzerine banko aday olarak oynanmış, fix Oscar'ı kucaklayacak gibi iddialı görüyoruz. Elbette, Davis mükemmel bir oyuncu. The Doubt filmiyle ,tek sahneyle bile kadın Oscarcığa aday oldu, daha ne olsun. Ayrıca, ilk Oscar alan “siyahi kadının “Hale Berry” olması bu Viola Davis’e yapılmış en büyük haksızlıklardan biri olduğunu düşünüyorum. Umarım okuyanlarda katılıyorsunuzdur. Her neyse, bende bu yıl banko aday ve Oscar'ı Viola’nın kucaklayacağına inanıyorum, tek engel “Glenn Close’ın 5 kez aday olup, sıfır çekmesi sorunu onu alt edebilir.

TRUE BLOOD: Start

True Blood, etrafımda bu dizi o kadar fazla öven insan oldu ki, izlememek ayıp olur dedim, başladım. Lakin, ciddi anlamda, biraz fazla erotizm kokusu aldım. Sırf rahatsızlık verici. Yine fakat, okuduğum kadarıyla, ilk sezondan sonra dizi daha da iyiye gidiyormuş. Öyle duydum. Umarım doğrudur, çünkü sırf sex ve porno gibi şeyler görmek yeterince rahatsızlık verici.

Vampire Diaries'de övüldü, Tv'de bir bölümünü izlemiştim. Bildiğin ergen çoluk- çocuk dizisi resmen bulaşmak dahi istemedim. İyi etmişimdir sanırım.

Salı, Kasım 08, 2011

Another Earth ( 2011 )

Türkçe adıyla “Öteki Dünya, “Another Earth” gerçekten yaşanması gereken deneyim filmleri vardır, izlemek gerek dediğimi güzel ve insanı iç huzura kavuşturan, içimizde birikmiş kiri, pası vs. tüm ruh temizliğini sağlıyor. Geçen yıl “ Dünyanın en büyük ve en önemli bağımsız sinema festivali olarak kabul edilen “Sundance Film Festivali gibi önemli bir yerden “Jüri Özel Ödülü: En Özgün Yapım ve Alfred P. Sloan Ödülü “ önemli ödülleri evine götürmeyi başarmıştı film. Bende Sundance ve bu tür diğer ödül törenlerinin sıkı takipçisi olarak (Daha doğrusu, festival günlükleri nerede ise bende orada olmaya çalışıyorum ) bu ödüllü filmi kaçırmayı göze alamadım.

Pazartesi, Kasım 07, 2011

Crazy, Stupid, Love ( 2011 )



Crazy, Stupid , Love nam-ı Diğer "Çılgın,  Aptal,  Aşk "Vizyona düştüğünden  beri  film  hakkında  övgü üstüne  övgü  almıştı.  Hatta, twitter'da  dönen  tweetlerde  "sevmediğim ama saygı duyduğum kişi  Atilla Dorsay " bile filme dört yıldız çakmış denildi... Eee, haliyle  çok merak   ettim.  Yalnız ,  sadece  Atilla  Dorsay  "dört  yıldız  "  vermiş diye değil,  eleştirmenlerin  geneli güzel  "bir romantik-komedi  dediği için. Bende ne olacaksa olsun artık dercesine izleyeyim dedim. Tamam, zaten izleyecekler listesimde yer alan bir yapımdı , ve muhtemelen kötü olsa da izleyecektim. Her neyse, izledim ve yorumlamak istedim. Yorum olarak şöyle başlayalım, Klişe ve eğlendirici, her zamanki gibi rom-kom hikayesi...

Pazar, Kasım 06, 2011

Drei ( 2011 )


 Drei, Three, Üç, üç farklı anlamda yazdım ismini.Drei, bir Tom Tykwer  Alman sinemasının usta az ve öz yönetmenlerinden olduğunu belirtmek gerek.The Princess and the warrior, Run Lola Run, Parfume :The Story of a Muderer ,Paris, Je T’aime , ve son Heaven , olarak çok beğendiğim zengin bir filmografiye sahip kendileri. Ne yazık ki, aynı güze ve süslü cümleleri Drei / Üç “ yapımı içinde kullanmayı çok isterdim. Fakat, Tom Tykwer’ın bu zengin filmografisinden en zayıf halkalardan biri “Drei”

İşlediği konu olarak olsun, yaptığı “işlerden dolayı” olsun ciddi anlamda beğenebileceğim bir yapım olacakken, başarısız olması gayet üzücü, hem de Tom Tykwer elinden çıkması daha da üzücü bir durum. İki insanın bir diğer cinse ilgi duyması. Bunlardan biri kadın diğeri erkek, ilgi duydukları cins de “erkek” ve bu ilgi duyanların birbirlerinden habersiz aynı kişiye ilgi duyduğunu bilmeksizin seviyor. Hem de yine habersiz olarak “ilgi duyanların “karı-koca” olduğunu düşünürsek dumur olmamak cidden güç.

Cumartesi, Kasım 05, 2011

84. Oscar'da ,Oscar'a Koşan Aktörler...



Oscar!a koşan adaylar daha belli olmadı, fakat gün geçtikçe her şey netleşeceğine daha da belirsizleşiyor bu yıl. Sürprizlere gebe bir yıldayız Oscar için. Bazı filmlerin viyona girmesi, bazılarınınsa görücüye çıkmaması yüzünden filmleri gösterime girenlerin hemen ilk 5’e alınması çok doğal, bir o kadar da saçma.Her neyse, bakalım kimler varmış.
George Clooney
Bu yılın sanırım en bariz ve kesinleşen adayı Clooney olmalı. Film gösteriye çıktığından beri övgü üstüne övgü almasına karşın, İMDB puanı gün geçtikçe düşüyor. Sanırız,diğer filmlerin henüz gösterimi yapılmadığından The Descendants “ fazla abartılıyor. Clooney için kariyerinin en iyi performansı denilse de, fragmanda bir halt göremedik, filmde de göremeyeceğiz. Eleştirmenler şimdiden ilk beş’e aldı Clooney, adaylık kesin gibi,fakat bu işler belli olmaz diyorum yine de.
                                                                                                   

Çarşamba, Kasım 02, 2011

Beginners - ( 2011 ) : Eşcinsel Baba ve Oğul İlişkisi

Beginners, uzun süredir izlemek için can attığım bağımsız sinema semalarından fırlamış, “riskli konusuyla” dün itibariyle izlemiş bulunmaktayım. Peki neden bu kadar merak ettim? Sebep şu, hem bağımsız sinema hem Christopher Plummer ve Melanie Laurent “ gibi çok sevdiğin oyuncunun yer alması. Tek sebep bu değil elbette, diğerine gelirsek, Oscar için adı sık ,sık geçti adaylıklarda.

Eşcinsel bir babanın, 75 yaşına vardıktan sonra, oğluna eşcinselim itirafından sonra gerçekleşen olayları konu ediniyor. Başrollerde, Christopher Plummer, Evan McGregor ve Melanie Laurent üstleniyor. Amerikan bağımsız sinemasının ne kadar çok gelişmesini istediğimizi bir biz sanatsever sinemacılar ,bir de Allah bilir. Her neyse, kalkıpta bundan dert yanmayana gereği duymuyorum. Sadece şunu demek yeterli. Sağ kalanlar varsa , oda bizimdir” herhalde. Film, ciddi anlamda ne sistem eleştirisi, ne de bir mesaj verme kaygısı var. (belki varsa oda eşcinselleri anlayabilme empatisi olabilir) Bildiğimiz baba-oğul ilişkisi üzerine “ çok iyi olmamakla beraber” aynı zamanda şeker yutmuş çocuk gibi de yer,yer güldürüyor, hüzünlendiriyor. Dram-komedi karışımı dedikleri bu olsa gerek. Yaşananlar Trajikomik olmamasına rağmen, öyle bir hava sezdirdiği de apaçık.

Pazartesi, Ekim 31, 2011

Kısa kısa yorumlara Tam Gaz devam...Part - 2


Une Separation ( Bir ayrılık ) - 2010

Bu yılın bomba banko “güzel filmler “ listesine gözümü kırpmadan eklediğim mükemmel bir taş yapıt olarak ilan ediyorum. İran sinemasının ne ara bu kadar çok kendini geliştirdiğini, bu kadar güzel yapıtlar çıkardığını anlamak zor olmasa gerek (bazılarına tabii) eğer İran sineması takipçisi değilseniz bile, en azından bu “taş yapıt” adlı lakabı koyduğum film “ tek kelimeyle “ harikulade filmi gözden kaçırmayın. 2010 Berlin Altın Ayı: En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (bütün kadro), En İyi Erkek Oyuncu (bütün kadro). İşlediği konu olsun, senaryo olsun dört dörtlük bir seyirlik. Yönetmende oyuncular kadar hakkını vererek işini yapmış. İşleyiş bakımından asla daraltmayan, meraklandırıcı unsur sayesinde sizi finaline kadar rahatça taşıyor. Finalde de vurucu darbeyi vurmayı ihmal etmiyor. Bu film kaçmaz ! Filmlendik tarafından tescilli. Yıl sonu geldiğinde herkesin “” yılın en iyi 10 “ film top 10’una katacağı bir yapıt.

Bir Zamanlar Anadolu’da -2011
Sıradaki yapıt “ Türkiye’nin “ Hindistan cevizi kabuğu kadar sağlam” NBC” /Nuri Bilge Ceylan) filmi. NBC sinemasını çok severim. Her ne kadar bizim ülkede fazla sevilmese, bazı kesim tatrafından “ beş para etmez” lakabı yapıştırılsa da aksini düşünüyorum. Huzur veriyor, dinlendiriyor. Ayrıca NBC’nin “ fotoğrafçılık mesleğinin filmdeki güzel karelerde yakalamak yaşanması zor bir haz. Film, Bir zamanlar Anadolu’da ciddi anlamda, çok hoş bir yapım. Konunun klişe olmasına bakmayınız, işleyiş yönünden o kadar farklı başlıyor ki, senaryonun klişe azizliğini hemencecik unuturu veriyor sizlere. Gece çekimlerindeki zorluğu bilmemek imkansız. Çok başarılı. Burçak tarlaların rüzgarda bir güzel dans edişleri olsun, her şeyi mükemmel gösteren görüntü yönetmenliği olsun. Kullanılan coğrafyanın mükemmel bir şekilde yansıtılması olsun gerçekten iyi…Bazı ciddiyetsizlikleri algılasam da , o kadar kusur kadı kızında da olur diyerek atlıyorum.Cannes’da büyük jüri ödülü hak ederek aldığını gösterdi. Hatta ,Dardenne kardeşlerin “Bisikletli Çocuk filmiyle “ ödülün paylaştırılması “ Bir Zamanlar Anadolu’da” ya haksızlık olmuş. Vurucu finalle oldukça şaşırtıyor film.

Cowboys & Aliens - 2011
Şuan itibariyle “2011 listesi” hazırlayacak olursam ciddi derece bu kadar rezalet bir film olacağını tahmini aklımın ucundan bile geçmezdi. O kadar tanıtım promosu, fragmanlar. Yok efendim “Steven Spielberg yapımcı ve eski tarzına geri dönüyor “ gibi saçmalıklarla sinemaya çekme çabaları işe yaramış ki, gişeyi bir hayli salladı bu gereksiz film. Kovboylar ve Yaratıklar fikri kağıt üzerinde mükemmel dururken, efendi gelgelim filme hiç mi, hiç yakışmamış. Oldukça abes ve eğreti duruyor. Oyunculuklarsa, projenin iyi olması için hiçbir katkı sağlamıyor. Aksine ben oynayıp gideceğim arkadaş havası sezmemek oldukça zor. 2011 yılındayız fakat, kullanılan efektler tek tek kelimeyle berbat. Tıpkı “Zathura” yapımındaki 4. sınıf efektler silsilesi bir araya getirilip yapılmış. Super 8, Hereafter ve şimdi de bu film. Spielberg’ün eline patlayan yılın 3. faciası.


The Sweet Hereafter -1997
 The Sweet Hereafter, oldukça tuhaf bir hikayesi olmakla beraber, olayı çözdüğünüzde aa, aslında çok da basit bir konusu varmış diyebileceğiniz bir konuya sahip. Başrollerde sevdiğim oyuncu Sarah Polley var. Ayrıca , Ian Holm iyi yetenekler arasında kadroda göze çarpanlar. Filmde de geçen “Fareli Köyün Kavalcısı hikayesini kendisine örnek almış, didaktik film yapma zorunluluğu taşıyan bir yapısıyla çok iyi olmasa da izlettiriyor. Soğukkanlı yapısı, dram filmi olan yapıma, seyircinin kalbine dokunmasını bir nevi, bir yerde mutlaka engelliyor. Akademi ödüllerinde “En iyi Yönetmen ve ve En iyi uyarlama senaryo dallarında adaylıklar almıştır. Tuhaf olan şudur ki, film aday olmadan “ yönetmeni aday olan çok ama çok nadir filmler arasında yer alıyor. Güzel mi, bence evet, fakat çok şey beklememek gerek.

Filmlerin not Karnesi :
Une Separation  [ A- ]
Bir Zamanlar Anadolu’da [ A- ]
Cowboys & Aliens [ D ]
The Sweet Hereafter [ B ]

Cumartesi, Ekim 29, 2011

Kısa Kısa Film Yorumları



Bundan sonra ara sıra böyle yapacağım. Olduğundan çok film izlediğimde dolayı galiba her birine normal yorum yaparsam ömrüm yetmeyecek. Tabii, bu demek değil ki her zaman bu türden olacak. Sadece ara-sıra yorumlar birikince o kadar. Ama bu tarzı sizinde seveceğinizden eminim. "8 film bir arada" tanıtım promosu daha ne olsun !!!

1- Gördüğüm En Güzel Kadın
Bu yıl yani 2011 yılı içinde izlediğim en acıklı dramlardan. La prima Cosalla Bella / Gördüğüm en güzel kadın anlamına geliyor. İtalyan dramları feci derece de sever, sayarım.Bir aile hesaplaşması var karşımızda.
Çocuklar için etmediği fedakarlık kalmayan bir annenin öyküsü. Finale kadar sarmayan oldukça tuhaf bir film görüntüsü verilirken, son 15 dakika resmen gözyaşılarınızın denizinden boğuluyorsunuz. Yarattığı etki inanılmaz büyük. Her anennin de ne kadar değerli olduğunu çocuklarını ne denli sevebileceğinin kanıtı.  Kendimden biliyorum. Finalde hıçkıra hıçkıra ağladığımı, hayatınızda görmediğiniz bazı yanlışları bu yapımla çok rahatlıkla görebilirsiniz.

2-Hayali Aşklar.
Daha önce "I Killed My Mother / Annemi öldürdüm" adlı eşcinsel temalı filmiyle kendini tanıtan "Xavier Dolan" tekrar koltuk başına geçmiş. Cannes film festivalinde belirli bir bakış açısı bölümünde gösterilen film, eleştirmenlerden tam not almaya başarmıştı. Sanatsal filmlerin dinginliğinde kendine yer edinmiş,izlerken kendinizi huzurlu hissedeceğiniz bir " ilişki üçlemi" kimse ötekinin kendisine olan hayranlığının farkında değildir bu üçlem de. Günümüz modern ilişki olma yolunda çabalar harcayan yapımlardan. "Dalida!nın " Bang bang parçası harika. Filmse huzur isteyenlere"

3-La Ardilla Roja.
İspanyol sinemasının sevdiğim bağımsız yapımlarından biri oldu . Hafızasını kaybeden bir kadının onu bulan adamla yaşadıklarını anlatan entrika dolu güzel bir çalışma La ardilla Roja" Film bana "2011 yılı içerisinde izlediğim " Başka bir Aşk Hikayesi" adlı çalışmanın inanılmaz benzeri. Tabii , 2011 yapımının ondan alıntı yapması doğal. Sürrealist, yapımın bazı sürrealizm akımın destekleyecek derece uçukluklar var. Salvador Dali yaşasaydı da görseydi diyorum. O şansız diyelim ama siz okuyanlar görmek için hala şansınız var diyorum.

4-Tierra
Tekrar bir ispanyol yapımı " türkçe adıyla" Toprak " manasına gelen çalışma. İspanyol dramlarının sürekli dediğim gibi gizemli, aynı zamanda da trajik-komik olmayı başarıyorlar. Tierra gibi tuhaf ve beğenile filmler görmek gerçekten çok az. Türünün en nadir ,güzel fantastik çalışma örneklerinden biri olabilir. İzlerken dikkatli izlemekte fayda var. Biraz karışık- kuruşuk gelebilir. Fantastik dozu iyi, dramsa olabildiğince güzel harmanlanıp, ortaya izlenmeye değecek bir ispanyol sineması örneği çıkmış.

5-Man On The Train
Evet, gelelim önemli bir yapıta. Tekrar tekrar dediğim gibi "Eight Day /8.gün " yapımın küçük ama değerli kardeşi diyebileceğim, o denli sevdiğim bir "yalnızlık paylaşınca azalır" repliğini uydurmama sebebiyete veren zat-ı muhterem güzel filmdir. İki adamın aynı evde, bir ev sahibi,biri yabancı gerisini anlayın. Yalnızlık açısından inanılmaz iç burkucu bulduğum, hiç bir insanoğlu yalnız ölmemeli, dediğim film. Finalle oldukça burkuldum, sevindim diğer yandan.
6-Heavy
Başrollerde "Li Tyler" ve yönetmen "James Mangold" olunca atladım. Sanırım dolu havuz zannedip boş yere içine atladım. Sonuç fena oldu. Kötü yaralandım. Cannes Film festivalinde belirli bir bakış açısı bölümünde gösterilen beğenilen bir yapım olmuş. Fakat bu sefer eleştirmenlerle aynı fikirde olduğumu söylemek zor. İçine girilmesi oldukça zor, Tyler'ın donuk ifadesi zaten yeterince donuk olan filmin "soğukluğunu artırmadaki payı "&90 diyebilirim" Ha, güzel yanları var mıdır ? Elbette vardır. Mükemmel sinematografi ve soundtracklere sahip bağımsız sinema filmi.

7-Adam's Apples

Gelgelim Alman sinemasının semalarından bulup izlediğim son derece değişik proje. Hem sizi sevindiriyor hemde, ağlattıyor bu yapım. Anlattığı konu manidar olsa da kendi çapında beğenilen bir yapım."İMDB 7.8 alması da boş olmadığının kanıtıdır sanırım. Yorumlaması zor.Kısacası izleyin ve görün diyorum.

8-Last Life In The Universe
Oldukça tuhaf bir çekikli gözlüler sinemasından inci damlamış gözüme diyeceğiniz türden.Klişe konusuna rağmen, işleniş şekilde oldukça marjinal bulduğum, dudak uçuklatıcı derece şaşırtıcı ve sakin yapısıyla seyirciye tuhaf ama zevkli bir şey izlemeye davet ediyor. Ölmeyi başaramayan bir adamın ve yalnız kalmaktan korkan bir kadının hikayesi.Bu filmde siyah  ya da beyaz tonları yok. Kesinlikle ikisinin karışımı "Gri" renkli dünyanın içinde yaşıyorsunuz. Kabul edin ya da vazgeçin. Harikulade sanatsal yapım çalışması.

Cuma, Ekim 28, 2011

İspanyol Pansiyonu

İspanyol Pansiyonu, Bir Fransız-İspanya ortak yapımı. İşlediği konu manidar. Malum günümüzde yaşanan göç olayları, öğrencilerin okumak için çektikleri sıkıntılar. Bulundukları bölgeden başka yerlere gitmeler, para, ev, arkadaşlık vs. gibi konular artık daha da sıklaştı. Yönetmen bunu alıp film materyali haline dönüştürmüş. Ciddi anlamda güzel bir yapım.

Farklı dillere, dinlere ve ırklara sahip insanların evine konuk oluyoruz "İspanyol Pansiyonu" adlı filmle. İnsanların sadece aynı dilde olmasa veya aynı yerde doğup büyümesi demek sadece onların iyi anlaşması demek değildir. Bu film dediğim şeyi açık açık eleştirerek, acı tatlı, kimi zamanda sert bir şekilde anlatmış. Anlatmak istediğini anlatmış. Emeline ulaşıyor film.

Kimilerinin izlerken de eminim Üniversite yıllarını hatırlayacağını umduğum.Sırf bu yüzden bile gözyaşı dökeceğini düşündüğüm "ve şunu da diyeceksiniz "Mazi Kalbimde Yaradır" şarkısıyla beraber iyi bir efkarlanma sebebi olabilir. Arkadaşlık dostluk ve yalanlar, aldatmacalar gibisinden.

 
İspanyol yapımlarında ne yaşanırsa yaşansın dikkat ettiğim kesinlikle hiç bir şey gerektiğinden fazla ciddi olmuyor. İhanetler falan da entrika içine karışık içine komedi üslubu katabiliyor. Mizahen üzüntü verse de,bir yanınız sürekli sevinçli.

[ B ]

Perşembe, Ekim 27, 2011

Oscar!a Doğru sürüklenirken - Part 2 - Devam

We Bought A Zoo
Benjamin Mee'nin gerçek biyografisinden uyarlanan bir biyografi ve Cameron Crowe filmi. Crowe kaç yıldır doğru dürüst film yapmıyor. En son Elizabethtown " yapmı ile hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. Ve bizi öylece terk etmişti. Evet bu yıl ki filmi "Bir hayvanat Bahçesi Satın Aldık" türkçe adıyla. Fragman yayımlanır yayımlanmaz merakla izledim. Ciddi anlamada çok fazla beğendiğimi itiraf etmeliyim. The Descendants " uyduruğuna benzer yönleri olsa da harika duruyor şimdilik. Matt Damon'ın için Oscar yarışında adı epey geçti, fakat son zamanlarda vizyona giren filmlerle beraber aralarında kayboldu. Christmast ( yılbaşı) döneminde vizyona gireceğinden hem film,hem yönetmen, hem aktör hemde uyarlama senaryo dallarında adaylıklar bekliyoruz.Matt ve film parlayacaktır Yılbaşında ve oscar a epey avantajlı bir zamanda giriyor.

The Help
Bu filmi ilk gördüğüm andan beri, resimleri ve fragmanı bana " muhtemelen ikinci bir "Tomates Fried Green " Kızarmış Yeşil Domatesler" tadında bir film yıllar sonrada olsa geliyorum diyor bana. We Bought A Zoo ile beraber yılın en merak ettiğim filmlerinden. Başrollerde Viola Davis ve Octavia Spencer için oscar adaylığı söz konusu. Boxoffice oldukça yüksek bir rakamla ayrılan ve eleştirmenlerden tam not çalan film oldukça iddialı. Umarım kızarmış yeşil Domatesler tadında olur da, bende şöyle koltuğuma yayılıp dostlukları güzelce izlerim diyorum.Şunu da unutmamak gerek. Hem ve yönetmende adaylıklar için oldukça iddialı.

The Artist
Jean Dujardin, Cannes'da en iyi erkek oyuncu ödülünü kucaklamıştı. Sanırız bunu en iyi erkek oscar yarışında da sürdürecektir gibi. Hatt şimdiden " en iyi film oscarını" The Artist alacağına dair oldukça iddialı ve gelişigüzel söylemeler de bulunmuyor değil. Bakalım diyorum. En iyi film yönetmen,sanat yönetimi , kadın ver erkek oyuncusu, görüntü yönetmenliği vs. kategorilerde en iddialı gördüğümüz filmlerden şuanda.

J. Edgar
Clint Eastwood tekrar iş başında. Bu sefer ünlü J.Edgar Hoover'ın biyografisi ile karşımızda.Başrol içinse ,benim sevmediğim ve sevemediğim yeteneksiz antipatik aktör " Leonardo Dicaprio yer alıyor. Ayrıca "Judi Dench,Naomi Watts" da kendisine eşlik edecekler arasında şuanlık için. Film fragmandan sonra oldukça kötü eleştiriler aldı. Dicaprio yine tek-düze bir oyunculuk yok. Sanırım yapılan makyajdan dolayı aday olacak. Umarım ki olmaz ama :) Yönetmen, film,erkek oyuncu ve yardımcı kadın oyuncu dallarında kendini gösterebilir. Akademi'nin eşcinsel filmleri ne kadar çok sevdiğini biliyoruz. Bu sefer bakalım tekrar göğüsleyecek mi, yoksa buna bir son mu verecek ?.

Tinker Tailor Soldier Spy
F
ilmin çok başarılı olacağına inanmasamda gerçekten tuhaf bir yapıma benziyor. Hatta filmin çekimlerinin bazıları İStanbul da gerçekleştirilmiş. Ama bundan haberimiz bile yoktu doğrusu. Olan varsa söylesin. Her neyse Gary Oldman oldukça iddialı bir rolde geliyor. Fragmana bakarak söylüyorum gerçekten adaylık kesin gibi. Tan bilemiyorum artık, fakat iyi olduğu kesin. Filmde iyi olur gibi. anacak ne iyi film kategorisinden olacağını pek zannetmiyorum açıkçası. Olursa da iyi olur. Yönetmenliğini çok ama çok sevdiğim "Thomas Alfredson " 2008 yapımı "Let the right one in" ile harikalar yaratmıştı. Umuyoruz ki bu filmle başarına başarı katar.

Young Adult
Jason Reitman, son yılların atak yapan az yönetmenlerinden diyebiliriz. Bu seferki hamlesi "Young Aldut" Başrollerini Charlize Theron " oynadığı film. Geçen yıl ki Up in the air vakası fena değildi doğrusu. Fakat oyunculuklarla alınan adaylıklarsa hak edilmemiş türdendi doğrusu. Anna Kendrick dışında Clooney ve Farmiga gerçekten vasattı. Daha önce çalıştığı " Juno senaristi  "Diaoblo Cody" young aldut için tekrar kolları sıvamış. Ne kadar iyi bir yapım çıkar şüpheli olsa da Reitman sevdiğim yönetmenlerden. Charlize Theron için adaylık söz konusu idi, fakat fragmandan sonra hepsinin sadece laftan ibaret olmadığına anladık .Film tek diyebileceğim en iyi özgün senaryo dalında dikkat çekebilir. Gerisi fos bence.

Çarşamba, Ekim 26, 2011

Oscar Fırtınasına Doğru sürüklenirken

Oscar yarışına sayılı günler kala (sayılı gün dediğim daha 90 güne yakın bir süre) her yerden tahmin gelmeye başladı bile.Ben ki her yıl oscar'ı takip eden birisi olarak, bu yılda büyük  merakla beklediğimi belirtmeliyim.  Doğurusunu isterseniz, geçen yıl ki Oscar töreni faciasından bahsetmemek elde değil. Hayatım boyunca         izlediğim en kötü, sönük ve ifade etmek için kötü kelime bulamadığım törenlerden biri. Anne Hathaway ve      James Franco gibi iki sümsük sunarsa ancak bu kadar olur. Fazlasını beklemek aptallık olurdu. Neyse           bekledik biz aptal da olduk. Geçelim bunları. Bu yıl Oscarda neler olabilir, kimler aday olur" gibi durumlar      önemli.Ve başlayalım.

Moneyball
Bennet miller daha önce " Capote" adlı biyografiyle Akademi radarına girmeyi başarmıştı. Filmi izleyen biri olarak gerçekten beğendiğimi söylebilirim. Moneyball, spor ile ilgili bir dev prodiksiyona sahip, elinde de Brad Pitt ( sevmediğim bir aktör,yeteneksizde bulurum) kozu var. Ayrıca, geöen yıl The Social Network " ile  Oscar alan oscarlı yazar Aaron Sorkin gibi bir kozu daha var. Yani, akademi spor filmlerine pek meyilli. Moneybal'a neden bir şans vermesin diyorum açıkçası. eleştirmenlerde gayet yüksek bir puan aldı.  Beğenildi.      Hem film  ,hem de Brad Pitt oscar adayı olabilir. Şunu da söylemek gerek. Fragmandan izlediğim kadarıyla Brad Pitt performansı yok, nasıl aday olacaksa. Akaddemi düşünsün.

ALBERT NOBBS
Albert Nobbs, Glen Close'ın kaç yıldır gerçekeştirmek isteyipte ,maddi imkansızlıklar yüzünden sürekli askıdadurmuş bir yapım. Yıl 2011 kadın ancak yerine getirebilmiş.Kim bilir, belki de Close'ın projeyi gerçekleştirmek istemesinin neden ,bu yapımla Oscar alacağını kendisi de biliyor olmasıdır.Fragmanı çıktığından beri, kötü eleştiriler alan Albert Nobbs, Oscar için şansı düşük olduğunu, ancak Geln Close'ın Oscar a yakın durduğunu biliyoruz. 5 kez aday olup = 0 çeken çok az kaliteli aktristlerden. Belki de akademi kendisinden özür dilemek isteyebilir açıkçası. Neden olmasın. Bu yıl Glen Close yılı olabilir.

BEGINNERS
Babasının bir eşcinsel olduğunu öğrenen oğluyla arasında geçen süreci anlatan bir yapım.Akademi’nin “ Eşcinsel” içerikli filmleri ne kadar sevdiğini biliyoruz. Örnek olarak gösterirsek “Gus Van Sant “Milk” yapımı “, ve “Transamerica “ yapıyla çok ün kazandı. Christopher Plummer’ın çok iyi bir performans sergilediği her defasında eleştirmenler tarafından söylendi. En iyi filmler arasına girme şansı oldukça düşük buluyorum açıkçası. Erken gösterim filmin unutulmasına neden oldu. Tek payımız Plummer’ın Oscar alacağı bu yıl. Akademinin gözüne gireceği kesin. Bazı eleştirmenlerde Plummer’ın performansının abartılacak seviyede olmadığını vurguladı.


A DANGEROUS METHOD
Venedik film festivalinde açılış yapan ve çok fazla beğenilmeyen David Cronenberg’in son yapımı. En iyi filmle adaylar arasına giremeyeceğini bilsek de. Oyunculuklardan da bahsedildi.Fakat, Filmekimindeki gösteriminden sonra yerden yere vuruldu. Keira Knightley’ın performansının aday olacabileceği söylense de, gelen eleştiriler bunu da yok etti. Fazla abartılı bir performans sergilediği, Keira’nın deliyi oynaması yerine gerçekten delirdiği ve saçmaladığı söylendi. Müzikler ve kostümler için Oscar’da iddialı duruyor.

THE TREE OF THE LİFE

Terence Malick’in uzun süreden sonra çektiği ilk filmi. Filmi izleyenlerden biri olarak , beğenmedim. Belgesel tarzı ve sanatsal filmlere hayran biri olarak çok fazla aşırıya kaçmış. Film yerine resmen belgesel çekilmiş. Akademinin filmi kucaklayacağını sanmıyorum. Oyunculuklarda film kadar kötü açıkçası. Malick’de yönetmenlikte oscarı unutsun, en azından bu filmle. Tek diyeceğim. Müzikler, Kostümler , ve görüntü yönetmenliği ha bir de sanat yönetiminde başarılı olacaktır. Adaylıklarda görürüz.

THE DESCENDANTS
Bu yılın balon filmine gelelim. Fragmanı çıktığı andan beri tiksindiğim,bir halt çıkacağını zannetmediğim film örneğidir. Oysa eleştirmenler daha izlemeden bile hem Clooney, hem de filmi ilk beş favorisine sokmuş bulunmaktalar. Fragmana baktığımda “ Patronun Kızı” tarzında absürd bir baba- çocuklar ilişkisini anlatan abartılı film örneği dışında hiçbir özelliği yok gibi.Fakat Oscar zamanı gelindeği görülecektir. Ne oyunculuk, ne de film açısından bir yarar var. Sideways ile Akademi radarından adaylık alan, Alexander Payne ,adaylık alacağı da başka bir konu. Bekleyip görelim diyorum. Ha, bu yıl fragmanı gösterilen “ We Bought A Zoo” fragmanına çok benzese de, We Bouhgt A Zoo” çok daha iyi oyunculuk, yönetmenlik ve film olarak önde bitirecektir.”              

      
THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO
David Fincher’ın son Oscar için denemesi. En iyi film arasına girme ihtimalini yüksek buluyorum ama, girmese de pek şaşırmayacağım türden. İsveç yapımını izledim. Fakat bana inanılmaz soğık,itici ve erotizm iretti gibi gelmişti. Noomi Repace’ın oynadığı karakteri bu sefer Rooney Mara canlandıracak. En iyi film, yönetmen,kadın oyuncu ve uyarlam senaryo dallarında iddialı gibi. Hep beraber bekleyelim ve Fincher yine neler yumurtlamış görelim diyorum.Dikkat çekerim. Yılın bombası da olabilir, rezili de olabilir. Sadece dikkat.



THE IRON LADY
Demir Prensen lakaplı, Margaret Thatcher ‘ın hayatını Meryl Streep canlandıracak. Muhtemeln bu yılda Oscar adayı olup “17 kez” aday olmakla ulaşılamaz bir rekora imza atacak. Aslında şöyle baktığımızda Streep hep zaten Oscar radarına girecek projelerde de yer almış zaten. Bu işler sadece iyi oyunculukla olmuyor. Oynadığınız filmin iyi tanıtım kampanyası yapmakla, da biraz ilgisi var. Her neyse. The Iron Lady, yapım olarak pek iddialı görmesekte,sebebi teknik ekip’in yeni olması ve ne kadar başarılı olurlar bilinmez. Meryl Adaylığı cepte diyorum,başka bir şey de demiyorum The Iron Lady hakkında.                                                                                                             

WAR HORSE
Bir Steven Spielberg yapımı daha. Spielberg sanırım bu yapımla tekrar rüştünü Akademiye göstermekle dirayetli gibi. War Horse bir savaş filmi ve The Saving Prate Ryan ile ne kadar Başarlı odluğunu, arından “War of the Worlds ile ne kadar kötü bir iş çıkardığını biliyoruz. Fakat dönüşü ihtişamlı olacak. Filmin en iyi film, yönetmen, sanat yönetimi, kostüm ve görüntü yönetmenliği konusunda iddialı olduğunu söylemeye gerek yok bence.

Salı, Ekim 25, 2011

Noviembre / Kasım

Noviembre  / Kasım ,bu yapımla İspanyol sinemasının neden bu kadar sevdiğim,saydığımı,daha doğrusu önem verdiğimi anlamış oldum. Tıpkı şiirsel gibi bir anlatıma sahip. Gözlerinizi kapatın.Filmin verdiği muhteşem duyguya,hisse,ahenge önem vererek izleyin. Verdiği tat inanılmaz, tartışılmayacak seviyede güzel, hoş. İspanyolların dramları her zaman etkilemiştir. Tabii, Pedro Almodovar 'ın sineması sayesinde İspanyollara ısındığımı da söylemem gerek. İşte Noviembre vs. izlediğim İsanyol sinemasına ait filmler, sinemanın İspanya adına ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı adeta benim için.

Noviembre, Tiyatro okulunu okuyup, okuldan ayrılan bir gencin ve grubunun başından geçenleri anlatıyor. Fakat bu yolda gözlediğim kadarıyla , yapımda "Duygu sömürüsünün" esamesi bile okunduğunu söylemek yalan ve ayıba kaçar. Herşey olduğu gibi. İnsanların para karşılığı olmadan da bir şeyleri yapabileceğini, insanları sevindirmenin, iyilik yapmanın paraya bağlı olmadığını gösteriyor.

Diyeceğimiz o ki, tam bir "kapitalizm" düşmanı bir yapım, deva yapım var. Kapitalist düşmanınlığını çıkış noktası para olduğunu vurguluyor,biliyoruz da. İşte "Kapitalizm düşüncesinin köküne kibrit suyu döküyor film. Ve finalde hiç acımadan da kibriti gözü kırpmadan çakıyor benzinliğin üstüne yönetmen ve film.Hikayenin inandırıcılığı açısında da olsa gerek.Bu olayın gerçek kahraman(ları) , belgesel şeklinde arka planda belli bir süre belli bir aralıkla olayı anlatıyorlar.Gerçeklik açısından büyük bir katkı sağlıyor. Hem de duyguyu seyirciye iyi aktarmak için güzel bir yola başvurulmuş.

Noviembre,izleyipte beğenmemek çok zor.Tıpkı, Atları da Vururlar / They Shoot Horses, Don' They? ,tarzında kapitalist düşüncenin kökünü kurutuyor.Çok benzettim her iki yapımı. Özellikle finaller o kadar benzer ki, They Shoot Horses Don't They ? başyapıtı tarzında bir yapım izlediğim için mutluyum.

SANAT, İÇİNDE GELECEGİ BARINDIRAN BİR SİLAHTIR.!!!

[ A- ]

Super 8

Super 8 kısa bir fragmanından dolayı bir hayli merak etkisi uyandırmıştı. Bizde bekliyorduk acaba Abrams ve Spielberg ne yumurtlayacak. Oscar tahminleri için epeyce adı geçildi, taki film vizyona girip rezilliği ön plana çıkana kadar. Gelgelim filme geçiş yapalım.

J.J Abrams'ın yönetmenliği olmamış. Star Trek'e güzel bir iş çıkaran,ardından Lost'la hayli hayli, tanımayanı kalmayan biri olarak ünlendi. Yönetmenlik bazı yerlere ulaşmış gibi gelmedi bana. Üstünkörü geçilmiş. Sanki efektler var yahu, ne gerek var benim yönetmenliğime acaba" der gibi sürdürmüş sonuna kadar. Sallapati bir iş çıkarmış ortaya. Konsantrasyon eksikliği çok fazla hissediliyor. Oyuncularda ve tüm set ekibinde.

Spielberg sana gelelim. Evet 80'li yılların kült yönetmeni (hala öyle, fakat biraz bozdu.) Söylediğim gibi 80'li yılların korku*bilim-kurgu" gibi türlerini birleştirerek,yanına da çocuk temalı filmlerde yaparak gönlümüzde taht kurmuştur. Zaman Spielberg'i de değiştirmiş.Olmamış açıkçası. Zorlamamak gerek.

Oyunculuklar konusunda elle Fanning " Dakota Fanning'in kız kardeşi olma yolunda ilerleyip ünleniyor. Şunu söylemek lazım. Elle mi, yoksa Dakota mı ? daha fazla gıcık. İkisi de inanılmaz soğuk hava veren tiplerden. Bizim deyişimizle Mendebur surat" Filmin adı nereden gelmiş bilmeyenlere, sağ olsun yönetmen onu da açıklama gereği duymamış. Filmde tren kazasında kayıt yapan kameranın markası "Super 8" .

 [ C+ ]

Pazartesi, Ekim 24, 2011

Since Otar Left

Uzun süredir "Tomates Fried Green türkçe adıyla "Kızarmış Yeşil Domatesler" tadında bir film arıyordum.Gökte ararken yerde buldum olayı bu film ve benim için biçilmiş kaftan olma özelliğini birebir anlatıyor.Kızarmış Yeşil Domates'in mükemmeliyetliğini unutmak mümkün değil.

Since Otar Left,konusu : Kızı ve torunuyla beraber yaşayan bir nine'nin Fransa'da yaşayan oğlu'nun kaybetmesinden sonra kızı ve torununun oğlunun öldüğünü ondan saklaması ile başlıyor hikaye.Filmin genelini ele alırsak eğer,daha önce arşivimde seyrettiğim bir kaç filmin karışımı tarzında bir püre gibi düşünün.Dram konusu o kadar kuvvetli değil,fakat Since Otar left, "deyim yerindeyse "Yere Bakan Yürek Yakan" filmlerimizden.Bizleri gizlice,hissettirmeden ve yavaş yavaş etkisi altına alıyor.

Finalde de bombasını patlatıyor.Gerek yaşanan dostluklar,gerekse yaşattığı acı-tatlı,anne-kız ilişkisi üzerine asla unutamayacağınız "izlemesi şahane" bir Fransız dram denemesi.Doğrusunu isterseniz pek başarılı buldum.Konu olarak "Benim İçin Üzülme / Je Vais Bien, Ne T'en Fais Pas türünde harika bir dram daha olduğunu belirtmekte yarar var.Yönetmenimizde Bir Pedro Almodovar veya Lars Von Trier " tipinde özelliklere sahip biri olabilir.Kadın filmlerinin önemli temsilcileri arasında bende kendi yerini ayırttı. 

[ B- ]

Cumartesi, Ekim 22, 2011

84. Akademi Ödülleri / Oscar 2012 Tahminleri


--- OSCAR (2012)


Oscar'a doğru geri adım sayarken,muhtemeln oscarlarda mutlaka isimlerini duyacağımız filmler şunlar olacaktır.Elbette,sadece en iyi film dalında olanları demiyoruz.Kimileri ouncularla duyulacak,kimileriyse efektler,köstümler veya ses miksajı gibi tüm kategorileri ele alarak ekliyoruz.Bakalım neler varmış!!!

OSCAR'A ADAY OLABİLECEK FİLMLER LİSTESİ.
____________________________________

♦ALBERT NOBBS
♦BEGINNERS
♦CONTAGION
♦CORIOLANUS
♦A DANGEROUS METHOD
♦THE DESCENDANTS
♦THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO
♦HUGO CABRET
♦THE ICEMAN
♦THE IDES OF MARCH
♦THE IRON LADY
♦MONEYBALL
♦MY WEEK WITH MARLYN
♦THE RUM DIARY
♦TINKER,TAILOR,SOLDIER,SPY
♦THE TREE OF THE LİFE
♦WAR HORSE
♦WE BOUGHT A ZOO
♦YOUNG ADULT
♦MELANCHOLİA
♦MİDNİGHT İN PARİS
♦SHAME
♦THE SKIN THAT INHABIT
♦WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN
♦THE HELP
♦JANE EYRE
♦MARTHA MARCH MAY MERLENE

Pazar, Ekim 16, 2011

Faces in the crowd: Katilin Yüzü

Eleştirmenlerin bu filmin bizde nasıl sinemaya girdiğine bile şaşırmış durumdalar.Doğrusu vizyona girene kadar varlığından bile şüpheliydim.Her neyse konumuz film.Evet,değişik bir gerilim denemesi diyebiliriz.Herşey çok iyi başlıyor açıkçası,yoksa bu sefer korku türü turnayı gözünden mi vurdu demeden edemedim.Dedim ta ki,birkaç saçmalık yakalayana kadar.Daha doğrusu filmin fire verme noktasına gelinceye dek.Kaza yapmış bir kadının yüz körlüğü hastalığına yakalanıp katilin yüzünü hatırlayamaması.

Yüz körlüğü hastalığı da çok feci.Karşınızdaki insanların sürekli değiştiğini düşünün.En yakınınızın sürekli farklı bir yüz ifadesiyle karşılaşıyorsunuz.Evet,söyledikleriniz,i duyar gibiyim.Aman tanrım bu bir kabus olmalı” dediğinizi duyuyorum”.Sahiden kabus olur.Finaline kadar gizemini gerçekten koruyor.

Milla Jojovich’in performansı bana yapmacık ve oldukça dandik geldi.Saçma sapan mimik numaraları,kendini gösterme çabaları nafile kızım,olmamış.Olacak gibi de durmuyor.
Finalde öyle bir saçmalıkla karşılaşıyorsunuz ki,hadi yüz felcisin,diyelim yüzler değişiyo
r.Peki karşındaki iki adamın sesini de mi ayırt edemiyorsun.Eğer bu saçmalık ve fiyasko aptal yönetmenin gözünden kaçmamış olsaydı,gerçekten iyi bir yapım çıkabilirdi.

[ C- ]

the match factory girl: Tehlikeli,hırslı

Kibritçi kız hikayesini hepimiz biliriz,okumuşuzdur ilkokulda hikayesini ya da duymuşsunuzdur bir yerlerden ama bu film tam tersi,hikayeden fırlama bir durum falan değil.Hikayenin,modern bir şekilde filme uyarlandığı durum üstüne çalışılmış.Kibritçi kız dediysek kibrit satmıyor ama kibrit fabrikasında çalışıyor…

Her neyse sinemasına hayran olduğum Aki Kaurasmaki filmi.Yönetmenin daha önce “Geçmişi olmayan Adam ve “Sürüklenen Bulutlar” adlı filmlerine hayran kalmıştım.Tıpkı kibritçi kız onlar kadar olmasa da gerçekten önemli bir sinema örneği ve Aki’nin filmografisinde önemli bir yeri var diye düşünüyorum.Gerçektende öyle.Aki’nin çizdiği karakter sürekli donuk ve pek konuşmayan türden olur tıpkı burada kibritçi kız ın üstlendiği rol gibi sürekli donuk ve kendinden emin olmayan,özgüveni eksik bir kız portresi çiziyor.Hayattan bezmiş kız imajı sürekli görüyoruz.

Aki,haikatten cesaretli bir işe kalkışmış.Böylesine bilindik bir hikayeyi kalkıpta filme uyarlamak zordur,beklenti ister.Beklentilerin tümünü verdi,veriyor süre boyunca.

Özellikle değinmek istediğim ise,finali.Final tek kelimeyle kalbinize bir kazık çakmaktan korkmuyor,çakıyor…Sanırım en iyi intikam örneği kibritçi kız filminden görülmüştür,yaşanan trajik finali daha önce “The Fall / Falcı” Stephen King örneği filminin finalini çok andırıyor..

[ B+ ]

BIGGER THAN LIFE



Filmin adı da kendini ele veriyor zaten.Klasik dönemde insanların gözünden kaçma ihtimali yüksek bir olasılığı olduğundan yorum yapıp,bir kesimin filminden haberdar olup izlemesi iyi olur,güzel olu düşüncesiyle yoruma başlıyorum.Klasik dönemde o kadar çok film çekildi ki,artık hangisini izledik,hangisini izlemedik.İki ara bir dere bizim olayımız kısacası
.
Bigger Than life,karısı ve çocuğuyla mutlu bir yuva kurup yaşayan bir adamın hikayesi.(zaten adam hep mutludur,karısı ve çocuğunu sever,onlarda onu sever,kötülük bulutları yağmurunu mutluluğun üstüne bırakır gider) Aynen öyle.Eski Türk filmleri (Yeşilçam) kötülükler olmasa bile,hastalıklar peşinizi bırakmaz.O dönemde bu bir klişe olmaktan çok,seyircilere film izlettirme gibi bir durum oluşturma süreci ve gerçeğiydi.Nasıl seyirci çekebiliriz cevabıydı daha çok.

Burada kötü bir hastalığı olduğunu öğrenin bir adamın,ilaçları kullandıktan sonra yan etki gösteren psikolojik dengesizlik durumunu ortaya çıkaran bir konu var karşımızda.

Doğrusu Yeşilçam’da hiç ilaç bahsi geçmemiştir.Geçse,o da Nuri Alço’nun ilaçlı gazozundan başka geçmemiştir.Sürekli adamın saçma sapan şeyler yaptığını,ilaçlar yüzünden ruh sağlığının bozulduğunu kanıtını izliyoruz.
Finalde ise “Hz.İbrahim’in oğlunun başını kesme kısmı ise,tıpkı İslamiyet’in saçma ve sıkıcı bir durum olduğunu gösterme çabası filmi gözümden düşürdü..Taşlama söz konusuydu.Yoksa finale kadar her şey iyi hoş,sular seller gibi gidiyordu..

[ B ]

Perşembe, Ekim 13, 2011

2012 'de Titanik Tekrar Batacak...!!!


Titanik gemisinin batışının "100."yılı" 2012 yılına denk geliyor ve bu yüzden "James Cameron" filmi üç boyutlu hale getirip tekrar vizyona koyma peşinde...Evet güzel bir düşünce gerçekten,fakat sanırsam,en azından bana öyle geliyor.Camreon anı veya hatıra peşinde değil.Hasılattan gelecek paranın cebeni ne kadar ısıtacağının peşinde sanırsam.Daha önceki Titanik hasılatı yetmemiş.

Eğer olursa,ki olacak kesinlikle "Büyük hasılatı tekrar kırar mı derseniz bence evet,kırar.İnsanlar çok saf giderler ne de olsa.Hatta,2012 yılında Titanik tekrar oscar adayı olsa, tekrar tüm ödülleri toplasa dermişim :D Hatta ve hattaki yeteneksiz aktör Leonardo Dicaprio bile oscar adayı olup alsa,intihar ederim...Bekleyelim görelim diyorum.

Matt Damon + Michael Douglas + Steven Soderbergh = Liberace

Matt Damon Eşcinsel Rolünde Yeteneklerini Sergileyecek


Hollywood kısır döngüde bir süredir. Yeniden çevrimlerle ilgili olan yazımda belirttiğim gibi artık Hollywood altın döneminden çok çok uzakta. Devam filmleri ve yeniden çevrimlerle ayakta durmaya çalışıyor. Hollywood bir süredir eşcinsel, lezbiyen gibi “farklı” karakterlere kafayı takmış durumda. Gelecek ay vizyona girecek olan J. Edgar filminde FBI başkanı Hoover’ın eşcinselliği de filmin merkezine taşınmıştı. Leonardo DiCaprio’dan sonra Matt Damon da gerçekte yaşamış eşcinsel birisini kotaracak.

Steven Soderbergh bir süre önce sinemayı bırakacağını açıklamıştı. Aslında açıklamamıştı. Damon’a bu kararından bahsettikten sonra Damon da basın karşısında ağzından kaçırmış ve böylelikle haber yayılmıştı. Soderbergh son filmlerini çekmeye başladı. Bu ay Contagion filmi, ocak ayında da Haywire filmi vizyona girecek. Şu sıralar Magic Mike adını verdiği yeni filminin çekimlerine devam ediyor. Bu filmden sonra ya The Man from U.N.C.L.E. ya da Behind the Candelabra’nın (eski ismiyle Liberace) çekimlerine başlayacak. Ama şimdiden bu iki filmin hazırlıklarına başladı. The Man from U.N.C.L.E.’ın senaryosunu yazması için yönetmenin The Informant! ve Contagion filmlerinin senaryolarını da yazan Scott Z. Burns’le anlaşıldı. Behind the Candelabra’da Matt Damon ve Michael Douglas başrolleri üstlenecekler ve çekimler 2012 yazında başlayacak. Bu filmde Douglas ünlü piyanist Liberace’i kotaracak. Liberace’in kendisinden otuz yaş küçük sevgilisi Scott Thorson rolü de Soderbergh’le çokça çalışan (Ocean’s serisi, The Informant!, Che, Contagion) Damon’a gitmişti. Damon ve Douglas ikilisi modaya uyacaklar kısacası. Kim bilir, belki bu rollerle birisinden birisi Oscar’a kavuşabilir.

bakınız.com :)

Salı, Ekim 11, 2011

Don't Be Afraid of The Dark / Karanlıktan Korkma

Don't Be Afraid of The Dark / Karanlıktan Korkma " Bir Rimeyk (yeniden çevrim) örneği.Daha önce filmin 1973 -Tv için çekilmiş yapımından uyarlanmış.Orijinalini izlemediğim için 2011 yapımı ile arasındaki farkları ne yazık ki söyleyemeyeceğim.Fakat İmdb sitesini örnek alırsak "1973" tarihli yapımı çok daha iyi gibi.En azından puanlar öyle gösteriyor.Bu proje için inanılmaz fragmanlar,afişler ve tanıtım kampanyaları düzenlendi.Ve çok çok tanıtıldı.Film çıkmadan çok ünlendi.Bizde merakla bekledi,neden mi bekledik evet sorumuzun cevabı "Guillermo Del Toro'da saklı olduğunu düşünüyorum.Pan'ın Labirenti,Şeytanın Bel Kemiği ve Mimic "adlı güzel filmlere imza attı.Özellikle "Pan'ın Labirenti" sansasyonel yarattı.Oscar adaylıklarında boy gösterdi.Gerçi Del Toro burada yapımcı görevi üstlenmiş.Yönetmenliğini Troy Nixey üstlenmiş.

Filme geçecek olursam "90 yıllar sinemasının" ruhlu ev ve çocuk temalı korku filmlerinin klişesine bir tane daha ekliyoruz üzülerek.Anlattığı konun çok klişe olması bir yana,işlediği konun hakkını verse klişe malzemeden iyi bir iş çıkartmakla çok çok öveceğimizi de belirtelim.

Gönül her şey ister,fakat çok azını alır.Karanlıktan korkma'da maalesef bir yudum bile alamıyoruz.Yeterince vasat oyunculuklar birbirini izliyor.Kate Holmes ve Guy Pearce yeterince iyi değil,vasat altında bile.Kalan her şey küçük kıza bırakılmış,kendisi fena değil.Rolünün hakkını vermeye çalışmış en azından cepten yeme gibi bir durum söz konusu değil.

Del toro,dibe batmış,son olarak çekim tarzı,kamera kullanımı vb. daha bir sürü şey Del toro tarzı.Anlaşılan Del toro kendisi gibi bir yönetmen bulmayı başarmış...>>>TROY NİXEY<<<<.Yılın umut vaat edipte,gereksiz balonu ilan ediyorum...

[ D+ ]

Cumartesi, Ekim 08, 2011

Melancholia


Bu yılın en merakla beklediğimiz yapımı diyebilirim.Gerekse yönetmen Lars Von Trier gerekse,Cannes'da gösterilmesi büyük bir güzellik ve merak uyandırıcı iki unsur yeterli.Trier'den açalım biraz.Ne diyelim kendisine,sadist mi,kadın düşmanı mı,yoksa olayların adamı mı demek gerekiyor onu da bilmiyorum doğrusu.Trier'ın belki de "karısı tarafından " aldatılması sonucu bu kadar moral bozucu,kadınlara işkence çektirmeyi seven,kadın düşmanı bir yönetmen olup çıktı.Onu bilmiyorum.


Trier'ın son halkası "Melancholia" adı üzerine kadar karamsar ve iç gıdıklayıcı olduğunu söylemek imkansız...Tıpkı 2012'de bizimde başımıza geleceği rivayet edilen şu kıymaet olayı konu ediniyor.Melancholia gezegeninin dünyaya çarpıp,yok edişini konu ediniyor.En son Antichrist" ile kendini dillere düşen Trier'ın son işiydi.Gerçekten kötüydü,üstelik "Finalinde bu kötü işin imgesel yönlerinin" Tarkovsky'e ithaf edilmiştir yazısı inanılmaz sinir bozucu.Bir Tarkovsky fanı olarak gereksiz ve saçma bulmuştum.

Her neyse,Antichrist "Cannes'da gösterildiğinde "basın toplantısında inanılmaz şeyler söylenmişti.



Cannes’daki gösterimi bittiği anda basın mensuplarının yarısı ayağa kalkıp alkışlarken, yarısı çığlık çığlığa, ıslıklarla ve yuhlamalarla protestolara başladı. Zevk ve kızgınlık haykırışları 15 dakika sürdü. Gösterimin ertesi günü yapılan basın toplantısında Lars von Trier “Ben dünyanın en iyi yönetmeniyim” diyerek bu bol alevli tartışmaya bir bidon benzin daha döktü.

Trier muhabbeti bu kadar yeter.Melancholia eleştirmenler tarafından fena bulunmayan,benim tarafımdan da fena bulunmayan bir yapıt.Tıpkı Antichrist ve Breaking The Waves" karışımı bir şey.Başlangış yerini Breaking the Wave,diğer yerlerini ise yeni üçlemesi "kıyamet halkasının 2.filmi olarak öne çıkıyor.Açlışıl 8 Dakikalık" sessiz slow-motion,özel efektlerle bezenmiş sessiz sinema tarzı bir güzellik diyebiliriz.Ayrıca iki farklı bölümden de oluştuğunu söylemek gerek.Birinci:Justine ve ikincisi: Claire,iki kızkardeşin ruhsal bulanıma ve dünyanın yok oluşumuna karşı sergiledikleri ruhsal bunalım süreci.



Trier,deneysel sinemaya AntiChrist ile adım atmış kişilerden.Dogma'nın akımcısı biri olarak gerçekten sinemasını sever,sayarım.Tek hayıflandığım yönü biraz erotik takılır o kadar.Rahatsız edici yapımları seviyorsanız(benim gibi) Trier size göre bir yönetmen.Melancholia'da ise vermek istediklerini başarmış,gerçekleştirmiş kanımca.Eksikler de var,elbette.Fakat Melacnholia bir başyapıt değil,Trier'ın en iyi filmi asla değil.Sadece bir sinema güzelliği deyip izleyin.Sonlara doğru iyice dibine dibine vurmuş Trier,sadece karakterlere değil,seyirciyi de psikolojik vakaya davet etmesi de bir yana.İzlerken ruhsal bunalım yaşamamak çok zor,bu yüzden etkileicilik konusunda hayli güzel.Ayrıca,Dogma'da Trier modern dogma tarzına geçiş yaptığını sanıyorum.Bir çok kare de dogma'nın lezzetini alamadım.Dik ve sade kareler bile göründü.Umarız Dogma yok olmaz.Charlotte Gainsbourg,bu kızın performansı filmi ayakta tutuyor diyebilirim.


 [ B+ ]